Yeşim Tuncer: Annem, ‘’Kızım memende bir buruşukluk var. Mutlaka baktır!’’ dedi

28 Ekim 2020

Ayşe Arman’ın kaleminden…

Ekim ayı, Meme Kanseri Farkındalık Ayı. Her yıl, ülkemizde 70 bin kadın kansere yakalanıyor. Bunun yüzde 44’ü kadın kanserleri, 20 bini de meme kanseri. Ama biliyorsunuz mottomuz şu: “Kanserden korkmayın… Geç kalmaktan korkun!’’ Çünkü kontrollerimizi düzenli yaptırırsak, sorun yok. Mamografimizi, meme ultrasonumuzu yaptıracağız ve elle muayenemizi düzenli yapacağız. Aksatmayacağız. Hepimiz erken teşhisin önemini biliyoruz. Hayat kurtardığını da… Kendimizi, sağlığımızı ihmal etmeyeceğiz. Çevremizdeki bütün kadınları da bu konuda uyaracağız…

Bu ay, meme kanseri farkındalığıyla ilgili pek çok etkinlik düzenlendi. Biri de GE Sağlık Türkiye ve Pi Kadın Kanserleri Derneği’nin başlattığı “Kahramanım Benim” kampanyası. İsmine de kendisine de bayıldım.

Kontrollerimi düzenli yaptırdığım zaman, ben kendi kendimin kahramanıyım! Ama sen de aksatmıyorsan kontrollerini, mamografini, meme ultrasonunu… Sen de benim kahramanımsın! Çünkü sen de bilinçlisin, işi şansa bırakmıyorsun, bu farkındalığa destek oluyorsun! Doktorlar, muayeneyi yapan uzmanlar, hastalar, survivor’lar hepsi benim kahramanım… Erken teşhisin hayat kurtardığına inanan ve bu konuda adım atan herkes!

İşte ben de bu proje kapsamında, 7 yıldır kanser tedavisi gören Yeşim Tuncer’le röportaj yaptım. Yeşim de benim için bir kahraman. Kendisinden pek çok şey öğrendim. Bana vakit ayırdığı için teşekkür ediyorum. Lütfen röportajı okuyun ve sonra siz de çevrenizdeki bütün kadınların kahramanı olun. Hatta onları kolundan tutun ve taramaya götürün…

Meme kanseri olduğunu ne zaman öğrendin?
-2013’te.

Neredeydin?
-Çeşme’de tatilde. Oğlum küçüktü. Üstümüzü değiştirmek için annemle odaya çıkmıştık. Tişörtümü çıkardığımda, annem, mememin altını işaret etti. “Memende bir buruşukluk var! O ne? Mutlaka baktır” dedi.

Senin tepkin ne oldu?
-Neden söz ettiğini anlamadım bile! İnsanın çocuğu olunca, dünyadan kopuyor, kendini, sağlığını, her şeyi unutuyor. Ben de öyle bir haldeydim. Varsa yoksa oğlum. Fark etmemişim. Aynaya baktım, gerçekten de bir buruşukluk vardı…

“SÜT SAĞMAKTANDIR! SÜT POMPASI DEFORME ETMİŞTİR!” DEDİM ANNEME, TATİLİME DEVAM ETTİM

Kanser olabileceğin aklına geldi mi?

-Yok canım! 36 yaşındaydım. Çok gençtim. Kanser bana çok uzaktı. Öyle sanıyordum. Zaten vaktim yoktu kanser olmaya. İngiltere’de yaşıyorduk. Yeni anne olmuştum, işime yeni dönmüştüm. Her şeyi birden idare etmeye çalışan bir süper kadın olmaya çalışıyordum. Oğlum, anne sütü alabilsin diye, sürekli sütümü sağıp dolaba koyuyordum. Anneme, “Süt sağmaktandır! Süt pompası deforme etmiştir!” dedim. İnsan konduramıyor tabii. Hayatımda mamografi bile çektirmemiştim. Çünkü 40’a 4 senem vardı. Hem emzirmenin koruyucu olabileceği söyleniyordu. Dolayısıyla meme kanseri olmam imkânsızdı… Öyle düşündüm. Ama annemin ısrarı üzerine, Londra’ya dönünce, doktora gittim.

Doktor ne dedi?
-Mememi görür görmez, “Muhtemelen meme kanserisin!” dedi. Tetkiklerden sonra teşhisi koydu: “Kanser… Üstelik 3. evre!” Tabii kulaklarıma inanamadım. Şoke oldum. Dumura uğradım. Çıkınca, ağlaya ağlaya, annemi aradım.

Peki, “Memeni almamız gerekiyor!” dediklerinde ne hissettin?
-O daha da ağır bir travmaydı! Bir de Londra’da bu konularda empati sıfır. O kadar duygusuz söylüyorlar ki… Cerrah, sanki kasapta et kesecekmişçesine, “Memeni tamamen alacağız, kanser kalmadığına emin olacağız” dedi. Dünya başıma yıkıldı! Ben hiç sakin yaklaşamadım olaya. Çünkü tek memesi alınmış, üç kadın vardı beni aldıkları odada. Bir tarafları dümdüzdü. Bedenleriyle çok barışık da durmuyorlardı. Acayip sarsıldım. “Hangi devirde yaşıyoruz? Niye bu kadınlarda protez yok? Onlar mı istemediler? Siz mi yapmadınız?” dedim.

Sonra n’aptın?
-Tedavime Türkiye’de devam etmeye karar verdim ve İstanbul’a geldim. Çünkü gelişmiş ülkelerde genelde şöyle bir anlayış var: “Ne kadar ucuza halledersek o kadar iyi!” O yüzden, İngiltere’de mememi alacakları zaman, protez yerleştirmeyi teklif dahi etmediler. Çünkü ameliyat maliyeti artacaktı! Ben de reddettim, ‘’tedavime burada devam etmeyeceğim’’ dedim…

İki ülke arasında kansere ve tedaviye bakış arasında ne tür farklar var?
-İngiltere’de sağlıkta, özel sektörün büyümesi devlet tarafından kısıtlanıyor. Her şey, Ulusal Sağlık Sistemi’nin elinde. Dolayısıyla sürekli maliyet kısıtlamasına gidiyorlar. O yüzden de mesela kendi yaptıkları istatistiklerine göre her ay 1000 kadın sırf metastatik, yani ileri evre meme kanserinden hayatını kaybediyor. Bu da günde 31 kadına tekabül ediyor!

PET CİHAZINA GİREBİLMENİZ İÇİN KANSERİN TÜM ORGANLARINIZI FİLAN SARMASI GEREKİYOR! ERKEN TEŞHİS VE TEDAVİDE SINIFTA KALIYORLAR!

Çok ciddi bir rakam bu!
-Evet öyle. Benim gözlemlerime göre, sağlık sistemi geri olmamasına rağmen, prosedürler yüzünden en iyisine ulaşmak mümkün olmuyor. Hatta paranız ve sağlık sigortanız olsa bile, standart uygulanan tedavinin üstünde farklı bir tedaviye erişmek pek mümkün değil. Devlet hastanesi olarak hastaneler, eli yüzü düzgün bir imaj çiziyor. Bekleme odaları modern, okuyacağınız kitap, magazinler, güzel akvaryumlar olabiliyor, ücretsiz çay, kahve ikramı, tedavi gören hastaya ücretsiz yine içecek ve yiyecek temini vs. ama mesela bir PET cihazına girebilmeniz için kanserin tüm organlarınızı filan sarması gerekiyor! Sarmamışsa, o zaman bir altı CT’ ye girebiliyorsunuz sadece. Ki o da PET gibi hassas bir cihaz değil. Kemoterapide, akıllı kemoterapi /akıllı ilaç yerine standart kemoterapilere ve tedavilere erişiminiz var. Ama kişiye özel bir yaklaşım değil bu. “Denize bir taş attım, rastgele!” demeye benziyor. Bu yüzden de meme kanseri gibi artık tedavisi, çoğu zaman, mümkün olan ya da yaşam süresi çok daha uzun yıllara çekilmiş bir kanser türünden, kadınlar patır patır ölüyor. İngiltere’nin iyi olduğu konu bence araştırma yapıp yeni ilaç/tedavi bulma konusu. Burada da desteğin çoğu, firmalardan geliyor. Ama erken teşhis ve tedavide sınıfta kalıyorlar!

DERKEN KANSERİMİN İKİNCİ KEZ NÜKSETTİĞİNİ DE FARK ETMEDİLER!

Ameliyat için Türkiye’ye geldin. Cerrahi müdahalen Türkiye’de yapıldı. İyi geçti mi?
-Evet, müdahale Türkiye’de yapıldı ve ameliyat çok başarılı geçti. Ama ameliyattan çıkan patoloji gösterdi ki, aslında İngiltere’de verdikleri standart kemoterapi işe yaramamıştı. Yani ameliyata, kanserle girdim ve kanserle çıktım! Patoloji sonucumu İngiltere’ye götürdüm. Değişen bir şey olmadı. Yine standart olan, 18 seans radyoterapiyi verip yıllık rutin kontrolleri yapılan hastaların arasına beni de koymak için harekete geçtiler. Tabii o yıllarda, ben şimdiki kadar bilinçli değildim ve “Neden bana radyoterapi vermeye çalışıyorsunuz? Kemoterapiye sadece yüzde 50 cevap var, yeniden nüksedebilir!” diyemedim. Standart tedavi uygulandı. Sonrasında, hormona duyarlı bir kanser türü olduğu için hormon baskılayıcı hap vermek istediler. Ben reddettim. Çünkü ilacın yan etkilerinde, rahmi kalınlaştırdığı ve bunun da rahim kanserine yol açabileceği, dolayısıyla rahim kalınlığının sürekli takip altına alınması gerektiği yazıyordu. Erken teşhisin bu kadar geri olduğu bir ülkede -İngiltere’den söz ediyorum- rahim kanseri olsam ruhları duymaz diye düşündüm.

Ve yeniden nüksetti, öyle mi?
-Evet. Çünkü verdikleri kemoterapi işe yaramamıştı ve kanser hala orda bir yerlerde sinsice bekliyordu. Birtakım şikayetlerle aile doktoruna gittim, antidepresan verdi! Kısacası, kanserimin yeniden nüksettiğini fark etmediler! Allah’tan Türkiye’ye geldim de tanı burada kondu. Boynumda ve femur başlarında ciddi kemik metastazlarının olduğunu gördüler ve hemen radyoterapiyle güçlendirdiler. Hatta onkoloğumun dedi ki, “Eğer biraz daha geç kalsaydın, boynun ya da kalça kemiklerin kırılırdı ve felç olabilirdin. İşte o zaman kanseri arardın!”

SOLUĞU TÜRKİYE’DE ALDIM… KARARIMI VERMİŞTİM: KENDİMİ ÜLKEMİN DOKTORLARINA EMANET EDECEKTİM

Peki, şu anda durum ne?
-Artık kendimi tamamen ülkemin doktorlarına emanet ettim! Bu yüzden metastazlar küçüldü ve hatta silinmeye başladı. Tedavim İstanbul’da devam ediyor ama artık çok daha iyiyim. Evet, ilaçların çoğu Batı’dan çıkıyor. Ama tedavi ve palyatif hasta bakımından kesinlikle Türkiye on basar…

KANSERİM HER GÜN YENİ ŞEYLER ÖĞRETMEYE DEVAM EDİYOR

Kanserin sana neler öğretti?
-Hala her gün yeni bir şeyler öğretmeye devam ediyor! Kendimi keşfediyorum. Başkalarını kendimden daha çok düşünen bir yapım var. Sevdiklerim birinci, kendim hep ikinci… Yavaş yavaş bunu yıkmaya çalışıyorum. Tabii sevdiklerimi ikinci plana koyarak değil, onlarla birlikte kendimi de birinci plana koyarak. Çünkü ben yoksam, onların bir yanı eksik kalır. Ben iyi olmalıyım ki, hayatın güzelliklerini beraber paylaşalım, beraber gülelim, yiyelim, içelim. Kanser, müthiş bir öğretmen, öğrettikleri say say bitmez!

DÜNYANIN ÇEŞİTLİ ÜLKELERİNDE İP ATLAYARAK MEME KANSERİ FARKINDALIĞI YARATTIM

Bir dönem Avrupa’nın pek çok şehrinde ip atlayıp, meme kanseriyle ilgili farkındalık yarattın… Nereden aklına geldi?
-Rahmetli gazeteci Ertuğrul Akbay’ın bir röportajını okumuştum. Fiziksel ve ruhsal olarak sağlıklı kalmak için neler yaptığını anlatıyordu. İp atlamak da en itibar ettiğin şeylerden biriydi. Ben de çocukluğumda çok atlardım ve severdim. “Neden olmasın? Yine atlarım!” dedim. Ve farklı ülkelere gidip ip atlayarak meme kanseri konusunda farkındalık yarattım. 2014-2016 arasında Avrupa’da birçok ülkeye ve Fas’a gidip, ziyaretçilerin en çok olduğu alanlarda ip atladım. İnsanlar merak ediyordu ve dağıttığım broşürleri okuyunca teşekkür ediyorlardı. Kimileri, kendi kanser hikayelerini anlatıyor, kimiler kendi ülkelerine döner dönmez kontrole gideceklerini söylüyordu.

Farkındalık için başka neler yaptın?
-Dünyanın çeşitli yerlerindeki kongrelere gittim. Gelişmeleri takip ettim. Hasta geribildirim projeleri yönetmeye başladım.

Şu anda da harika bir Instagram hesabın var (@kanserkorksunkadindan) Kadınlara ne tür mesajlar vermek istiyorsun?
-“Pes etmek yok!” “Mücadeleye devam!” “Tüm zorluklarına, dikenli yollarına rağmen hayat güzel ve yaşamaya değer!” Mesajları bunlar. Bunun dışında bu hesapla amacım, burada tecrübelerimizi paylaşıp, birbirimize manevi olarak destek olmak. Çünkü bu süreç zorlu bir süreç ve tabiri caizse, “Damdan düşenin halini damdan düşen anlıyor!”

HER KADIN MEME KANSERİ VE JİNEKOLOJİK KANSER ADAYI. KONTROLLER ÇOK ÖNEMLİ. “BANA OLMAZ!” DEMEYİN, GENÇLİĞİNİZE GÜVENMEYİN… LÜTFEN KONTROLLERİNİZİ AKSATMAYIN!

Bu röportajı okuyan kadınların aklında en çok ne kalsın?
-Her kadın meme kanseri ve jinekolojik kanser adayı. Kontroller çok önemli. “Bana olmaz!” demeyin ve kontrollerinizi aksatmayın! Gençliğinize de güvenmeyin. Lütfen koltuk altlarınızı, memelerinizi elle muayene edin! Eğer kanser, hayatınızın bir parçası olduysa da, tedavilerinizi, kontrollerinizi aksatmayın! Bir de acayip bir bilgi kirliliği söz konusu. N’olur, sosyal medyada veya konu komşudan, kulaktan dolma bilgilerle hareket etmeyin! “Onu kullan, bunu kullan!” diyenlere itibar etmeyin. Olur olmaz şeyler kesinlikle kullanılmamalı. Tedavilerinizin etkinliğini azaltabilir. Mutlaka doktorunuza danışın!

GE SAĞLIK VE Pİ KADIN KANSERLERİ DERNEĞİ’NİN KAHRAMANIM BENİM KAMPANYASI TAKDİRE ŞAYAN!

GE Sağlık ve Pİ Kadın Kanserleri Derneği tarafından bu Ekim ayında başlatılan “Kahramanın Benim” kampanyası için ne diyeceksin?
-Dünyada sivil toplum kuruluşları önemli görevler üstleniyor. Bu yüzden bireyler, halk ve firmalar STK’lara katkıda bulunuyor. Türkiye’de de yavaş yavaş böyle iş birlikleri yapılmaya başlandı. Ben bunun ileriki yıllar daha da artacağına inanıyorum. Bu, şu yönden çok önemli: Sivil toplum kuruluşları bu sayede daha çok insana yardım eli uzatabilir. Ki Pi @kadinkanserleri Derneği Türkiye’de sadece “farkındalık yaratma” çabası içerisinde değil. Bunun dışında birçok kanserli kadına el uzatıyor. Onların birtakım ihtiyaçlarını gideriyor. Ameliyat ettiriyor, PET çektiriyor ve daha neler neler… GE Sağlık’a bu bağlamda, desteklerinden ötürü teşekkürü borç bilirim. Kampanya takdire şayan! Destekleri, biz kadın kanserine yakalanmış hastalar için çok değerli!

KANSERLE MÜCADELE EDEN HER İNSAN, BENİM KAHRAMANIM! BİZLER, HER BİRİMİZ, BİRER KAHRAMANIZ!

“Kahramanım Benim” sloganını nasıl buldun?
-Tam yerinde, cuk oturmuş bir slogan! Farkında olup, kendimizle ve verdiğimiz mücadeleyle ne kadar gurur duysak azdır…

Tüm yaşadıkların göz önünde bulundurulursa, sen de “Kendi kahramanım benim” diyebiliyor musun?
-Elbette! Bir de yurtdışında bu mücadeleyi vermek zorunda kaldım, bunun ekstra zorlukları da vardı.

Peki, başka kimler senin kahramanın?
-Kanserle mücadele eden her insan, benim kahramanım! Bizler, her birimiz, birer kahramanız! Mücadele edip kazansak da kaybetsek de her birimiz birer kahramanız. Özellikle kadınları daha büyük kahramanlar olarak görüyorum. Çünkü bu çetin mücadeleyi sürdürmek, aynı zamanda anne, eş ve çalışan olmak, evin tüm yükünü üzerinde taşımak… Hiç kolay değil… Kadınların mücadelesini avuçlarım patlayıncaya kadar alkışlıyorum!

MÜCADELEYE HER DAİM DEVAM BÜTÜN KADINLARA MESAJIM BU!

Mücadelede yer alan tüm kahramanlara bir mesajın var mı?
-Mücadeleye her daim devam… Mesajım bu! Bu, çok çok önemli. Eğer beyinde mücadeleyi bırakırsak, hangi tedavi uygulanırsa uygulansın başarı şansı ya çok düşük olacaktır ya da hiç olmayacaktır.

KANSER HASTALARINA “SEN GÜÇLÜSÜN!” YERİNE, “NEYE İHTİYACIN OLURSA BEN HEP BURADAYIM! SENİN YANINDAYIM” DEMEK DAHA ANLAMLI…

Kanserle mücadele eden bir kadına nasıl davranmalı? Nasıl asla davranmamalı?
-Bence ona “Senin yanındayım, neye ihtiyacın olursa, ben hep buradayım!” mesajı, en doğru mesaj. Bazen mesela “Sana konduramadım. Çok üzüldüm, o yüzden arayamadım!” şeklinde yaklaşımlar da olabiliyor. Ben bunu da anlamıyorum. Çünkü kanser, hepimize bir gün uğrayabilir. Maske takıp kurtulabileceğimiz ya da “kapmayacağımız” bir hastalık değil. Bulaşıcı değil, kapılacak bir virüs de değil…

“Sen çok güçlüsün!” cümlesini sen de çok duymuşsundur… Neler hissettin? Kanser hastasına “Sen güçlüsün!” demek nasıl hissettiriyor?
-Ben çok sevmiyorum! Bu, aynı zamanda, “Sen çok güçlüsün savaş dur! Tek başına da başa çıkarsın, yaparsın! Ben senin kadar güçlü değilim, aman kanser bana uğramasın!” anlamına da geliyor. Ben de şunu haykırmak istiyorum bazen: “Ya sen? Başına geldiğinde savaşmayacak mısın? Bir anda Herkül kesilmeyecek misin? Çoluğunu çocuğunu düşünmeyecek misin?!” Elbette sen de benim yaptıklarımı yapıp, mücadele edeceksin!” Yaşım 45, oğlum daha küçük, uzun bir hayat var önünde… Evlenirken onun yanında olmalıyım. Torun tombalak görmeliyim. Hiç bitmiyor yani. Mücadele hep olmalı çünkü hayat, en kıymetli hediye ve her an yaşamaya değer…

Kaynak: Ayşe Arman

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir