Yenilenebilir Enerji’nin Değiştirdiği Hayatlar: İpek, Süreyya ve Hakan’la Tanışın

2 Ekim 2019

Yenilenebilir enerji, özellikle geçtiğimiz son 10 yılda en öne çıkan kavramlardan biri oldu. Özellikle rüzgâr enerjisinin kullanımının artmasıyla, dünyada fosil yakıtlara olan ihtiyaç azalıyor. Bu da fosil yakıtların kullanımından doğan karbon salınımının azalması demek. Giderek daha fazla artan enerji talepleri, daha güçlü rüzgâr türbinleri üretme adına şirketleri harekete geçiriyor. 

Rüzgâr enerjisi sadece dünyanın ihtiyaç duyduğu enerjiyi daha temiz üretmekle kalmıyor, aynı zamanda büyüyen bir endüstri olduğu için büyük ölçülerde istihdam yaratıyor. GE Yenilenebilir Enerji iştiraklerinden LM Wind Power, aralarında dünyanın en uzun kanadı da olan farklı ebatlarda rüzgâr türbin kanatları üretip, dünyanın dört bir yanındaki rüzgâr çiftliklerine ihraç ediyor. Bu kanatların üretildikleri fabrikalar ise yüzlerce insana iş imkânı sağlıyorlar.

LM Wind Power’ın dünyanın dört bir yanındaki fabrikalarının sonuncusu, aynı zamanda GE çatısı altındayken açtığı ilk fabrika olan LM Wind Power Bergama tesisi de, çoğunluğu Bergamalı olan 450’ye yakın operatöre istihdam sağladı. Bergama, İzmir şehir merkezine uzak olduğu için iş imkânları kısıtlı bir bölge. Burada yaşayanlar genellikle hizmet ve tarım gibi sektörlerde çalışıyorlar ya da çalışmak için başka ilçelere veya illere gidiyorlar. Peki, LM Wind Power Bergama tesisinin açılması, buradaki insanların hayatında neler değiştirdi? Bu sorunun cevabını bulmak için LM Wind Power Bergama tesisinde çalışan 3 operatörle; İpek, Süreyya ve Hakan’la konuştuk. Keyifli okumalar.

Önce sizlere çalışanlarımızı tanıtalım:

İpek Geldi Karabiber, 30 yaşında. Üretim ekibinde çalışıyor. O ve ekibi, bir kanadın son dokunuşlarından sorumlu. Onların ekibinden çıkan türbin kanatları doğruca önce bekleme alanına, sonra da doğal yaşam alanı olan rüzgâr türbinlerine gidiyor.

Süreyya Şen 29 yaşında. 3 yıldır LM Wind Power Bergama tesisinde çalışıyor. O da üretim ekibinde. Onun görevi, kanadın boya ve matlaştırma işlemlerini yapmak. Yani uzaktan gördüğünüz o 70 metre uzunluğundaki kanatların dış görünüşü onun eseri.

Hakan Ateş 2 yıldır LM Wind Power Bergama’da çalışıyor. Üretim ekibinde. O ve ekibi, rüzgâr türbinlerinin dayanıklılığını artırmak için elle laminasyon adı verilen bir yöntemi uyguluyorlar. Bu işlem sayesinde türbin kanatları, sarsıntılardan doğan stresi daha rahat kaldırabiliyor.

Bu fabrikada çalışmaya başlamadan önce hangi meslekleri yaptıklarını sorduğumuzda hepsi birbirinden farklı cevaplar veriyorlar. Hakan, çalışmaya kaynak ustası olarak başlamış, askere gidip geldikten sonra bir diyaliz merkezinde ambulans şoförlüğü yapmış. En son işi ise yine bir fabrikadaymış.

Süreyya, eskiden bir serada fide yetiştiriciliği yapıyormuş. Yani bu fabrikanın açılması onu 10-15 cm’lik fidelerin önünden bir anda 70 metrelik türbin kanatlarının önüne getirmiş.

İpek ise 7-8 yıl kadar çalıştıktan sonra anne olunca işi bırakmış, yaklaşık 2 yıl çocuğuyla ilgilendikten sonra bu fabrikanın açılmasıyla tekrar çalışmaya başlamış.

Fabrikanın hayatlarında neleri değiştirdiklerinden bahsederken üçü de, daha önce yurt dışına hiç çıkmadıklarını, bu fabrikada işe başladıktan sonra üretim eğitimi almak için yurt dışındaki Mükemmeliyet Merkezlerine gittiklerini söylüyorlar. Süreyya, Hindistan’daki Mükemmeliyet Merkezi’nde 1,5 ay kalmış. Hindistan’da Hintlilerin aşırı yoksul olduklarını fakat buna rağmen aşırı mutlu olduklarını, az olanla mutlu olmanın ne demek olduğunu görmüş.

Hakan da Hindistan’a gidenlerden… O ise bunun, onun için eğlenceli ve öğretici bir deneyim olduğunu belirtiyor. Hatta bir anısını anlatıyor: “Bizim burada sokak hayvanları kedilerdir, köpeklerdir, Hindistan’da ise sokak hayvanları maymunlar. Bir gün fabrikada yemekhaneden çıkarken bir arkadaşımız elinde muzla çıktı. Maymunun biri koşarak geldi elinden muzu çaldı ve ağaca kaçtı. Hepimiz çok güldük. Meğer oradaki maymunlar yemek hırsızlığı yapıyorlarmış, göstermememiz gerekiyormuş.”

İpek, Mükemmeliyet Merkezi eğitiminde iki farklı ülke görmüş. Hem Polonya’da hem de İspanya’daki fabrikalarda eğitim almış. İki farklı ülkede aldığı eğitim onu üretime hazır hale getirmiş ve çalışmaya başladığı anda sanki bu işi yıllardır yapıyormuş gibi yapmaya başlamış. İşe ilk başladığı zaman hiç zorlanmamış.

Hakan, burada çalışmaya başladıktan sonra kendisinde ne gibi farklılıklar gözlemlediğini sorduğumuzda, “Ben ilkokul mezunuyum. Daha önce yaptığım meslekler, özel bir eğitim almamı gerektirecek şeyler değillerdi. Ancak burada aldığım eğitim, benim üretim konusunda daha hassas davranmamı sağlıyor. Ayrıca eskiden iş güvenliği konusunu bu kadar önceliklendiren birisi değildim, buradaki eğitimlerimde gördüm ki en önemli şey iş güvenliğiymiş. Ben ve benim gibi bu konuyu ciddiye almayan insanlar daha bilinçli hale geldi” diyor.

Süreyya, özellikle etrafında büyük değişiklikler gördüğünü söylüyor: “Fabrika ilk açıldığı zamanlarda, erkekler kadınlarla birlikte çalışmaya alışkın olmadıkları için ortamda bir gariplik oluyordu. Zaman içerisinde bu duruma alıştılar ve şimdi bu konuda en ufak bir sorun yok. Bu fabrikada erkeklerin yapabilecekleri güç gerektiren işler, kadınların yapabilecekleri incelik gerektiren işler var. Ne onlar bizim gibi ince iş yapabilir, ne biz onlar gibi güç gerektiren iş. O yüzden kadınlar ve erkekler birlikte çalıştıklarında birbirlerini tamamlıyorlar.”

İpek ise buraya başlamadan önce 2 yıldır çalışmadığını, ev işleriyle ilgilenmenin çalışmaktan daha yorucu olduğunu söylüyor. “Bir evde kadın da erkek de çalışıyorsa, evdeki tüm işler eşit bölünür. Ancak kadın çalışmadığı zaman, eve para getiren kişi erkek olduğu için ev işlerini de kadının yapmasını bekler. Evde bir eşitlik olması için kadının da çalışması gerekir. Çalışan kadın istediğini yapan kadındır, istediği ortama giren çıkan kadındır. Tüm kadınlar çalışmalı” sözleriyle, burada çalışmaya başladıktan sonra farkına vardığı durumları açıklıyor.

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir