Yaşamın Temel Kaynağı: SU

22 Mart 2017

22 Mart tarihi, 1993 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda ilan edildiğinden bu yana Dünya Su Günü olarak kutlanıyor. Birleşmiş Milletler desteği ile de her yıl suyun farklı bir konudaki öneminin altı çizilerek farkındalık yaratılmaya çalışılıyor.

1993’ten bu yana her sene belirli bir konu üzerinde yoğunlaşılan bu günde; 2016’da “Su ve İşler” yani orijinal haliyle “Water and Jobs” tema idi. 2017’de ise tema “Atık Su” olacak. Planlanan 2018 yılı teması ise “Su için Doğa Bazlı Çözümler” olması planlanıyor.

Doğal kaynaklardan edindiğimiz iyi kalitede suyun miktarı gün geçtikçe azalıyor. Bu durum da atık olarak kabul edilen suyun geri dönümünü her zamankinden daha önemli bir noktaya getiriyor.

Yeryüzünün yüzde 70’i su ile kaplı. Bu su kütlesinin yüzde 97,5’i tuzlu su ve yüzde 2,5’i tatlı su olarak kabul ediliyor. Su; yaşam için en temel kaynak ve sağlık için ise bir gerekliliktir. Dünya’da suyun bulunduğu yerler, geçim için kritik bir tayin edici görevi görüyor. Küresel olarak yeryüzündeki tatlı suyun %70’i toprağı sulamak ve yiyecek sağlamak için, %22’si üretim ve enerji için, %8’i ise içmek, sağlık ve dinlenmek için ev sakinlerince kullanılıyor. 1

Kirli suların yol açtığı hastalıklardan her yıl 2,2 milyon insan ölüyor, her 8 saniyede bir bebek can veriyor. Kirli su kurbanlarının çoğu gelişmekte olan ülkelerde. Halen 1,2 milyar insanın içecek suyu yok. Dünya nüfusunun üçte birinin yani 2,4 milyar insanın su arıtma tesisi yok. Son yüzyılda dünya nüfusu 2 kat, su tüketimi ise 6 kat arttı.  Kalkınmakta olan ülkelerde sanayi atıklarının yüzde 70’i, kanalizasyonun yüzde 90’ı doğrudan su kaynaklarına veriliyor.

Birleşmiş Milletlerin “Dünya Su Gelişim Raporu” ile çeşitli kaynaklardan derlenen bilgilere göre, dünyanın atmosfere yakın yüzeyinin ortalama sıcaklığı son yüzyılda 0,6 derece arttı. Karbondioksit, su buharı, metan gibi bazı gazların, güneşten gelen radyasyonun bir yandan dış uzaya yansımasını önleyerek ve diğer yandan da bu radyasyondaki ısıyı soğurarak yerkürenin fazlaca ısınmasına yol açtığı ileri sürülüyor. Tahminlere göre, yüzyılın sonuna kadar dünyamız 1,8 ila 4 derece arasında ısınacak, deniz seviyeleri 28 ila 43 santimetre yükselecek, buzulların tamamı yüzyılın ikinci yarısında eriyecek, bu durum iklim değişiklikleri ve tropikal fırtınaların yoğunluğunda artışa neden olacak. 2

Aslında endüstrileşme olmadan önce su kaynakları yeryüzündeki doğal su çevrimi sayesinde tekrar tekrar kullanılabilir hale gelebiliyordu. Yani kirlense dahi doğa onu temizleyerek tekrar kullanımımıza hazır hale getirebiliyordu. Ama artık özellikle sanayi tesislerinin kullandığı suların doğal çevrim ile tekrar kullanılabilir hale gelmesi çok uzun sürmekte, bazen neredeyse imkansızlaşmakta. Yani artık “Atık Su” adından anlaşılacağı gibi atılan bir su kaynağı olmaktan çıkmalı ve tekrar kullanılabilirliğinin alternatif çözümleri aranmalıdır. Bunun için de küresel bir su yönetimi ve politikası şart. Bu nedenle BM’nin Su Gününe gösterdiği destek ve ısrar çok anlamlı.

Yukarıda anıldığı gibi hem aşırı su tüketimi hem de sanayileşmenin getirdiği etkiler dünyamızı gün geçtikçe daha fazla zorluyor. Sadece içme suyu olarak değil, sanayide de kullanılan suyun belli karakteristik özelliklere sahip olması gerekir. Gerek yardımcı işletmelerde kullanılan suyun kalitesi, gerekse bizzat ürüne dönüşen proses suyunun kalitesi endüstriler için sürekli takip edilmesi gereken bir parametre. Aksi taktirde su sistemlerinde yüksek ısı transferi olan proseslerde, borulama ve ekipmanlarda depozitlenme, birikinti ve suyun aşındırıcı, çözücü özelliklerden dolayı korozyon sorunları yaşanıyor. Sürekli temiz ve kaliteli su kaynağı bulunamayacağına ve artık doğanın kendi kendini temizlemesinin soruna çare olmaması bizleri yeni teknoloji arayışlarına yöneltiyor.

Aslında doğal prosesleri desteklememiz doğamızın birçok şeyi kendi başına onarmasına da imkân verebiliyor. Buna en iyi örnek, atık su arıtma tesisleri. Örneğin, bir evsel atık su tesisinde doğadaki bazı bakterilerin havalandırma havuzlarında adeta birer işçi gibi kullanıldığı prosesler bulunuyor. Bu bakterilerin kirlilik yaratan öğeleri parçalamaları ve bir son ürüne çevirmeleri sağlanıyor. Oluşan son ürün yani çamur, susulaştırılarak oluşturulan kirlilik minimize edilebiliyor. Yani atık su; kullanılabilir arıtılmış su ve çamur bileşenlerine ayrılabiliyor. Arıtılmış su ileri arıtma teknolojileri vasıtasıyla tekrar kullanıma yönlendirilebiliyor. Firmalar günümüzde artık “Zero Liquid Discharge” yani suda sıfır atık hedefleri üzerine projeler geliştiriyor.

Her ne kadar atıkların doğru bir şekilde arıtılması önemliyse bir o kadar da az atıklı üretim teknolojilerinin tercih edilmesi önemli. Bu, global bir yaklaşımı gerektiriyor. Yani sadece birkaç ülkede tercih edilmesi global olarak bir fayda sağlamaz. Ya da daha gerçekçi ifade ile olacakları sadece kısa bir süre geciktirecektir. Bu trend, 2030’lu yıllarda dünyamızın yarı nüfusunun susuzluk çekeceğini ön görüyor. Ülkelerin bu sarmaldan çıkışının tek yolu eldeki kaynakları akılcı kullanması. Yani kirliliği kaynağında minimize edecek çözümler, doğru su kullanımı ve oluşan atık suyun en mükemmel şekilde tekrar kullanılacak hale getirilebilmesi önceliklerimiz olmalı. Artık eski teknolojiler terk edilerek daha az atıklı ve daha kolay arıtılabilen teknolojilere yönelinmeli.

2017 temasında altı çizilen “atık su” konusu; su kaynaklarının korunumu ve doğru kullanımı açısından tek bir yıla sığdırılacak bir konu değil. Toplumun her bireyinin yaşamı boyunca izlemesi gereken bir politikayı gerektirir. Yani dişini fırçalayan çocuğumuzdan, çamaşır yıkayan ev hanımlarına veya daha büyük ölçekte düşünürsek; kâğıt fabrikalarında su şartlandırmadan sorumlu departmandan rafinerilerdeki su tesisleri mühendislerine kadar bu anlayışı kalıcı bir şekilde yerleştirmemiz gerekli. Su ve çevre konusu ilköğretimde ayrı bir ders olarak müfredata konması, her yaşta doğru su kullanımını özendirici politikalar ve iş yerlerinde konuya özel günlerin amacına uygun değerlendirilmesi çözümün başlangıcı olabilir.

Bugün; hepimiz evimizde en azından 10-15 dakika bu konuya zaman ayırarak, çevremizde suyun bizler için hayati önemi konusunda farkındalık yaratabiliriz. Özellikle çocuklarımıza su ve atık su ilişkisini, doğal su çevrimini ve geleceğin onların inisiyatifinde olduğunu anlatabiliriz.

Endüstrileşmenin getirdiği en ağır sonuçları yaşayan bir jenerasyon olarak suyun önemini nihayet özümsedik, geç de olsa değerini anladık. Ama çocuklarımız bizim edindiğimiz tecrübeler sayesinde konuya daha donanımlı bakabilir ve geleceklerini şimdiden şekillendirebilirler. Platform oyunları ve mobil cihazlarla sergiledikleri performanslara bakılırsa bu konu onlar için bir “çocuk oyuncağı” olabilir, ne dersiniz?

Alper Tunga DOST
Growth Sales Leader, South Europe

Kaynaklar:
1. Sir Nicholas Stern, “Stern Review on the Economics of Climate Change
2. Hürriyet Gündem

Yorumlar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir