Türkiye’nin İnovasyon Karnesi

18 Ocak 2016

Türkiye’de inovasyonu teşvik etmek için çabalar yoğunlaştı. Devlet ve kamu-özel karma inisiyatifler, bir yandan inovasyonun gelişimine katkıda bulunmaya çabalarken öte yandan çeşitli teşvik mekanizmaları da inovatif fikirlerin hayata geçmesini kolaylaştırıyor. Ancak bütün çabalar Türkiye ölçeğindeki bir ülke için henüz yeterli olmaktan uzak. Türkiye’nin uzun vadeli ihtiyaçlara çözüm getiren daha fazla üretime aktarılabilir inovasyona ihtiyacı var.

01

Türkiye’de geçtiğimiz Aralık ayında “inovasyon’” en çok telaffuz edilen kelimelerden biriydi. Google Haber’de “inovasyon” araması yapıldığında aralık ayında 500’den fazla haberde bu kelimenin geçtiği görülüyor. Bu ilgide ise Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin düzenlediği İnovasyon Haftası’nın payı büyük. Bu yıl dördüncüsü yapılan İnovasyon Haftası, üç günde 15 binden fazla kişiyi bir araya getirdi.

02

Aralık ayında kurumların inovasyonu teşvik için attığı yeni adımlar dikkat çekiciydi. Ege İhracatçı Birlikleri, Ege Bölgesi’ndeki firmaların Ar-Ge ve inovasyon kapasitelerinin artırılmasına destek olmak amacıyla “İnovasyon Yönetimi Akademisi” kurduğunu açıkladı.

Yine İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA) ile İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü (İYTE), girişimcilerin iş fikirlerini hayata geçirmelerine katkı sağlamak amacıyla kuluçka ofisler barındıran bir İnovasyon Merkezi’nin kurulması için anlaşma imzaladı. Ankara Kalkınma Ajansı ise üyelerine inovasyon semineri verdi.

Dahası Aralık ayında Türkiye’nin bir “inovasyon ligi” oldu: Bursa Sanayi ve Ticaret Odası (BTSO) inovasyonu teşvik için bir “lig” kurduğunu duyurdu. BTSO İnovasyon Ligi’nde Ar-Ge ve inovasyon çalışmalarına önem veren firmalar projeleri ile yarışacak. Bu ligin en iyileri “Bursa’nın En İnovatif Firmaları” olarak ilan edilecek ve ödüllendirecek. Ayrıca firmalar, bir yıl boyunca “BTSO İnovasyon Ligi” logosunu web sayfalarında ve kurumsal yazışmalarında kullanabilecek.

Orta Gelir Tuzağından İnovasyon Çıkarır

Türkiye’de inovasyon konusunda bilinçlendirme ve girişimcileri yenilikçi fikirlere yönlendirmek için çabalar son dönemde belirgin biçimde yoğunlaştı. İnovasyon kavramı ilköğrenim okullarında öğretilmeye başlandı. İnovasyonun ekonominin lokomotif gücü hale getirilmesi gerektiği kamuda da özel sektörde de sık sık vurgulanıyor.

İnovasyonun Türkiye’yi orta gelir tuzağından kurtaracağı görüşü güçlü biçimde savunuluyor. Örneğin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık, Aralık ayı ortasında Ankara’da yapılan Ar-Ge Reform Paketi Hazırlık Çalıştayı’nda, önceliklerinin, “Türkiye’nin orta gelir tuzağından çıkmasını sağlayacak yapısal reformları ve adımları atmak” olduğunu söyledi. Fikri Işık, bu amaçla atılacak adımları sıralarken, tekno girişimciliğe verilecek maddi desteğin artırılacağını, TÜBİTAK ve KOSGEB’in güçlendirileceğini, Ar-Ge merkezlerinde çalışan temel bilimler mezunlarına ilave destek verileceğini ve istihdam sorunlarının aşılacağını belirtti.

03

Gelişmekte Olan Ülkeler Arayı Kapatıyor

OECD ile Eurostat tarafından “Yeni veya önemli ölçüde değiştirilmiş ürün (mal ya da hizmet) veya sürecin; yeni bir pazarlama yönteminin ya da iş uygulamalarında, iş yeri organizasyonunda veya dış ilişkilerde yeni bir organizasyonel yöntemin uygulanması” olarak tanımlanan inovasyon dünyanın dört bir yanında her türlü ekonomik faaliyette öncelikli konuma geldi. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler, inovasyonu ekonomilerinin büyümesinin itici gücü olarak görüyor, ekonomi politikalarını inovasyonu teşvik edecek şekilde biçimlendiriyor. ABD’nin Cornell Üniversitesi, uluslararası iş eğitim kuruluşu INSEAD ve Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü (WIPO) işbirliğinde hazırlanan Küresel İnovasyon Endeksi’ne (Global Innovation Index -GII) göre, inovasyon çabaları açısından gelişmekte olan ülkelerle gelişmiş ülkeler arasındaki açık hızla kapanıyor.

Gürcistan, Vietnam, Uganda ve Ürdün gibi ülkeler GII sıralamasında üst sıralardaki gelişmiş ülkelerle karşılaştırıldığında inovasyon verimliliği açısından daha üstün konumdalar. Benzer şekilde GII 2015 sıralamasında 141 ülke arasında 58’inci sırada bulunan Türkiye’nin, inovasyon verimliliği açısından bakıldığında 23’üncü sıraya yükseldiği görülüyor. GII 2015 raporuna göre gelişmekte olan ülkeler Ar-Ge harcamalarını da belirgin biçimde artırdı. ABD, Japonya, İtalya ve İngiltere gibi gelişmiş ülkelerde devletin ve şirketlerin Ar-Ge harcamaları 2008 küresel mali krizinin ardından düşerken, Türkiye’de yüzde 66 oranında artış kaydetti örneğin.

2023 Hedefleri için İnovasyon Şart

Bu çabaların ardında gelişmiş ülkelerin ekonomik refahına erişmenin yanı sıra sürdürülebilir, sağlıklı ve yaratıcı bir ekonomiye sahip olma amacı yatıyor. Hatta bu alanda yeterli adım atmayan ülkelerin varlıklarının tehlikeye düşeceği ileri sürülüyor. Örneğin Prof. M. Siraç Dilber bu yıl yayınlanan İnovasYok adlı kitabında, “Milletlerin yükselişinde veya geri kalmasında en önemli faktörler eğitim, bilim, teknoloji ve inovasyondur. Bu nedenle Türkiye’nin bu temel dinamikleri kalkınmanın merkezine almaktan başka şansı yoktur” görüşünü savunuyor. Prof. Dilber’e göre 2023’te iki trilyon dolar milli gelirle dünyanın en büyük 10 ekonomisi haline gelmeyi; ihracatı 500 milyar dolara, yüksek teknolojili ürünlerin iharacattaki payını ise yüzde 20’ye çıkarmayı hedefleyen Türkiye’nin sürdürülebilir bir inovasyon ekosistemi tesis etmesi gerekiyor.

Sağlıklı ve sürdürülebilir inovasyon ekosistemi, günümüz inovasyon odaklı ekonomi politikalarının temel hedefi haline geldi. Temelde bu yaklaşım, kamu kuruluşları, özel sektör, üniversiteler ve ilgili bütün kişi veya kuruluşların paydaş olduğu bir inovasyon gelişim sistemi öngörüyor. Böylece “bilimsel gelişmelerin başarılı ticari inovasyonlara dönüşmesi” hedefine ulaşmaya çaba sarf edilirken ilgili tüm tarafların bilgi ve deneyimlerinden faydalanmak mümkün oluyor. Peki, bir inovasyon ekosisteminin gelişmesi için hangi koşulların yaratılması gerekiyor? Information Technology and Innovation Foundation’dan Stephen D. Atkinson, iki tür inovasyon sistemi politikası uygulanması gerektiğini belirtiyor. Her şeyden önce inovasyonun ortaya çıkmasını sağlayacak temel koşulların oluşmasını sağlayacak düzenlemelere ihtiyaç duyuluyor. Hür teşebbüsün hukuki güvence altına alınması, pazara giriş engellerinin kaldırılması ve finansman araçlarına kolay erişimin sağlanması bu politikanın temel hedefleri olarak sıralanıyor. Atkinson, ikinci olarak ülkelerin inovasyon aktörlerini bir araya getirerek, ortak araştırma projeleri geliştirmelerini sağlayacak girişimlere ve kümelenmelere yol açacak “açık inovasyon” politikalarının geliştirilmesini öneriyor.

04

Türkiye’de İnovasyonun Güçlü ve Zayıf Yanları

Bu yıl sekizincisi hazırlanan Küresel İnovasyon Endeksi, inovasyon politikalarını bu iki ana eksen üzerinden değerlendiriyor. İnovasyonun çerçevesini belirleyen etmenler “İnovasyon Girdi Alt Endeksi”, inovasyon verimliliği ise “İnovasyon Çıktı Alt Endeksi” olarak adlandırılıyor.

İnovasyon Girdi Alt Endeksi’nin alt bileşenleri ve Türkiye’nin 141 ülke arasında bu bileşenlerdeki konumu şöyle:

1. Kurum ve Kuruluşlar (Türkiye 58.)

          a. Politik çevre: Türkiye 88. (Siyasi istikrar, güvenlik ve kamu kuruluşlarının siyasetten bağımsız işlerliği)
          b. Düzenleyici çevre: Türkiye 101. (Devletin özel sektörün gelişimine verdiği destek, hukuk devletinin işlerliği, esnek istihdam politikalarının varlığı)
          c. İş çevresi: Türkiye 67. (İş kurma, geliştirme, istihdamı artırma ve azaltmada kolaylıklar sağlanması)

2. İnsan Kaynağı ve Araştırma (Türkiye 50.)

          a. Eğitim: Türkiye 58. (Eğitime bütçeden ayrılan pay, ortalama eğitim süresi, temel bilim derslerinde başarı)
          b. Yükseköğretim: Türkiye 57. (Yüksek öğrenim görenlerin oranı, temel bilimler ve mühendislik bölümlerden mezunların oranı, yabancı öğreci sayısı)
          c. Ar-Ge: Türkiye 40. (Ar-Ge’ye ayrılan bütçelerin GSMH’ye oranı, özel sektörün toplam Ar-Ge’deki payı)

3- Altyapı (Türkiye 63.)

          a. Bilişim: Türkiye 63. (Enformasyon teknolojilerinin kullanımı, e-devlet uygulamaları ve online katılım)
          b. Genel altyapı: Türkiye 59. (Elektrik üretimi ve lojistik altyapının gelişmişliği)
          c. Sürdürülebilir çevre: Türkiye 57.

4- Pazar Gelişmişliği (Türkiye 58.)

          a. Kredi: Türkiye 104. (Kredi kullanma kolaylığı, özel sektörün iç borçlanma kolaylığı ve mikrokredi olanakları)
          b. Yatırım: Türkiye 51. (Yatırımcının korunması, borsaya açılma oranı ve borsadaki şirketlerin toplam değeri)
          c. Ticaret ve rekabet: Türkiye 18. (Gümrük vergi oranları ve yerel rekabet yoğunluğu)

5- İş Gelişmişliği (Türkiye 117.)

          a. Bilgi işçileri: Türkiye 85. (Bilgi yoğun hizmetlerde istihdam, iç eğitim sunan şirket sayısı, özel sektör Ar-Ge harcamaları ve kadın istihdam oranı)
          b. İnovasyon çevresi: Türkiye 110. (Üniversite-özel sektör işbirliği, kümelenme gelişimi, yabancı Ar-Ge yatırımları, uluslararası ortaklıklar ve patent başvuruları)
          c. Bilgi alımı: Türkiye 95. (Lisans ve telife ayrılan pay, teknolojik ürün ithalatı)

GII Endeksi’nin alt bileşenlerinde dünyada bulunduğu konum, Türkiye’nin inovasyon alanında güçlü ve zayıf noktaları hakkında önemli ipuçları taşıyor. Bunlardan bazıları şöyle:

 

Zayıf Karne:

• Türkiye, özel girişimin hukuki çevresi açısından orta sıralarda yer alıyor.

• Türkiye’nin istihdam esnekliği henüz gelişmiş ülkelerin çok gerisinde (İş akdi fesih kolaylığında Türkiye 126’ıncı sırada).

• Türkiye’de eğitime ayrılan bütçenin GSMH’ye oranı yüzde 2.9. Bu oran ile Türkiye 141 ülke arasında 111’inci sırada.

• Türkiye’de kredi kullanımına ilişkin düzenlemeler diğer ülkelere göre daha katı.Yeni girişimciler ana finansman kaynaklarına güçlükle erişebiliyor. Ayrıca finansman şirketleri düşük faizli uzun vadeli mikrofinansman kredi hizmeti sağlamıyor.

• Türkiye’nin “İş Gelişmişliği” kıstasında alt sıralarda kalmasının en önemli nedeni, “bilgi yoğun işgücü istihdamındaki yetersizlik”. (Türkiye bilgi yoğun işgücü açısısından dünyada 85’inci, bilgi çalışanı istihdam oranında ise 76’ncı)

• Türkiye özel şirketlerin Ar-Ge harcamalarının GSMH’ye oranında dünyada 34’üncü sırada yer almasına rağmen, inovasyon ağları veya “Açık Ar-Ge” açısından 110’uncu sıraya düşüyor.

• Ortak girişim fırsatları (110’uncu sırada) ve yurtdışı finanslı Ar-Ge harcamalarına katılımlarda da Türkiye alt sıralarda yer alıyor (70’inci sırada). Bununla birlikte Ar-Ge’ye yönelik üniversite-sanayi işbirliğinde Türkiye, GII endeksinde orta sıralarda yer alıyor.


Güçlü Karne:

• Üniversite eğitimine erişim açısından Türkiye 141 ülke arasında 26’ncı sırada bulunuyor.

• Üniversitelerimiz, Ar-Ge ve bilimsel üretim açısından ilk 40 ülke arasında yer alıyor.

• Türkiye, bilişim altyapısı açısından dünyanın gelişmiş ülkelerinin çok uzağına düşmezken, lojistik olanaklar bakımından 29’uncu sırada bulunuyor.

• “İş ve örgüt sistemlerinde bilişim sistemlerinin kullanımı” ve “Süreç inovasyonuna yeni alanların kazandırılması”nda Türkiye oldukça başarılı konumda.

• Türkiye marka başvurularında 141 ülke arasında 5’inci sırada yer alarak en başarılı inovasyon göstergesini bu bölümde geçekleştirdi.

• Yerli kişi ve kuruluşların patent başvurusu açısından Türkiye dünyada 31’inci sırada.

05

Milli İnovasyon Sistemi Arayışı

Tüm bu bulgular, Türkiye’de ciddi bir ticari hacim, ticaret sirkülasyonu ve başta bilişim ve Ar-Ge’ye yönelik yatırım ve harcamalar olmasına rağmen, bunların üretim ve inovasyona dönüştürülmesi aşamalarında sıkıntılar yaşandığını gösteriyor. Bu sıkıntıların tespiti ve aşılmasına yönelik araştırmalar ve raporların sayısı da her geçen gün artıyor.

Prof. Siraç Dilber kitabında, Türkiye’de inovasyon merkezli kalkınmanın sağlanması gerektiğini ancak eğitimden kamu kuruluşları yapılanmasına ve özel sektörün iş yapış alışkanlıklarına kadar pek çok alanda eksikliklerin bulunduğuna dikkat çekip, genel katılımlı bir “Milli İnovasyon Sistemi” oluşturulması gerektiğini savunuyor. TÜSİAD’ın iki yıl önce yayınladığı bir raporda ise Türkiye’nin gelişmekte olan bir ülke olarak Ar-Ge harcamalarının firmaların ölçeklerinin üzerine çıktığına işaret ediliyor ve kamunun ve üniversitelerin katılımıyla “Açık inovasyon havuzlarının” oluşturulması gerektiği savunuluyor.

Gelecek Vaat Ediyor

Türkiye’de bir ulusal inovasyon sisteminin oluşturulması ve açık inovasyon havuzlarının oluşturulması çabaları henüz emekleme aşamasında olmakla birlikte hızla gelişiyor. 1983’te kurulan Başbakanlığa bağlı Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu, 2004’ten itibaren başbakan başkanlığında yılda iki kez toplanıyor ve inovasyonda konulan hedeflere ulaşılıp ulaşılmadığını denetliyor.

TÜBİTAK ve KOSGEB, üniversiteleri, teknoparkları ve yatırım ajanslarını, inovasyon ağları kurulması için teşvik ediyor. Melek yatırımcılık ve kitlesel fonlama olanakları da artıyor. Kalkınma ajansları ve yerel yönetimlerin yaratıcı üretim ve tekno girişimciliğe sağladığı olanaklar da belirgin şekilde iyileşti. Bu gelişmeler geleceğe ümitle bakılmasını sağlıyor. İnovasyon Haftası’nda konuşan Girişim ve Mentor Ligi kurucusu Ufuk Batum, Türkiye’nin inovasyon ekosisteminin göreceli olarak yeni kurulduğunu belirttikten sonra, “Türkiye’nin geleceği konusunda çok umutlu ve heyecanlıyım” dedi örneğin. Technopolis Grup Türkiye Direktörü Şirin Elçi ise Türkiye’nin inovasyon ekosisteminin gelişmeye açık olduğunu belirtiyor.

06

“Ar-Ge Şirketlerde Yapılır”

İnovasyonda ulusal sistem oluşturulması elbette önemli. Ancak son tahlilde inovasyonun ticari ürün ve hizmetlere dönüştürülmesi için özel sektörün inisiyatifi büyük önem taşıyor. Hatta Sabancı Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi’nden Prof. Kemal İnan Türkiye’nin ihtiyacı olan “üretime aktarılabilir inovasyona” üniversitelerde değil “şirketlerin Ar-Ge merkezlerinde ulaşılabileceğine” inanıyor. Türkiye’nin orta gelir tuzağından çıkmasının tek yolunun “üretimde bilginin payının artırılması” olduğunu savunan İnan, “Türkiye bugün inşaat ve tekstil gibi emek yoğun alanlardaki büyümesiyle 10 bin dolar seviyesine ulaştı. Ancak bundan ötesine, daha yüksek gelir grubuna atlaması için bu alanların ötesinde başarılı olması lazım. İnşaat ve tekstil gibi sektörlerdeki gelişmeleri küçümsemiyorum. Ama kişi başı milli geliri 20-30 bin dolara mal ihracı veya rant üzerinden ulaşamazsınız. Orta gelir tuzağından kurtulmanın yolu, bu alanda kafa yoran pek çok insanın belirttiği gibi üretimde bilginin payının artırılmasıdır. Bu da üretime aktarılabilir inovasyondan geçer” diyor.

ODTÜ ve ABD’nin Berkeley üniversitelerinde yıllarca ders veren, California’daki Silikon Vadisi’ne ilişkin incelemeleri bulunan İnan, inovasyonun nitelikleri, üniversitelerin ve özel sektörün rolüne ilişkin olarak şu tespitlerde bulunuyor: “Gerçek inovasyon 10 yıl sonrasının ihtiyaçları düşünülerek geliştirilen çözümlerdir. Türkiye 10 yıl sonrasının teknolojisini geliştirmek zorunda. Bunu da Ar-Ge ile geliştirecek. Bunun başka yolu yok. Ama Ar-Ge’yi üniversitelerden beklememek gerekiyor. Üniversitede gerçek Ar-Ge olmaz. Çünkü üniversitenin asli amacı insan yetiştirmektir. Öğrenciler de öğretim görevlileri de gelip geçicidir. Bu yapıyla 10 yıllık bir perspektif içinde hareket edemezsiniz. Üniversiteler inovasyon için çok gerekli olan, bugün Silikon Vadisi’ni bu noktaya getiren ilişkiler ağını da üretmez, üretemez. Gerçek Ar-Ge faaliyetleri şirketler tarafından yapılır ve yapılmalıdır. Geleceğe bakan fakat ticari ürünlere odaklanan, bilgiyi kendi içinde geliştirebilen, araştırma yapabilecek insanları içinde tutan, çok katmanlı ilişkiler ağına sahip olan kurumlar, özel şirketlerdir.”

Ancak Türkiye’nin 144 ülke arasında 45’inci sırada yer aldığı Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) her yıl yayımladığı “Küresel Rekebetçilik Raporu 2015’e göre özel kurumların Ar-Ge yatırımları değeri 7 üzerinden 2.9 puan olarak hesaplanıyor. Bu değerle dünyada Türkiye 89’uncu sırada kendine yer buluyor. Yaşar Üniversitesi Araştırma, Geliştirme ve Uygulama Merkezi Direktörü Selçuk Karaata şöyle diyor: “Küresel Rekabetçilik Raporu verileri dikkate alındığında özel sektörün Ar-Ge yatırımlarını daha da artırmaları gereği ortaya çıkmaktadır -ki bu konuda son dönemlerde özel sektör önemli bir Ar-Ge yatırım atağına geçmiştir.”

07

“Çok Uluslu Şirketler Ar-Ge Yatırımına İkna Edilmeli”

Peki, şirketler daha fazla Ar-Ge yapmaya nasıl ikna edilebilir? Bir dönem Silikon Vadisi’ndeki Türk girişimcileri Türkiye’de girşim yapmaya ikna etmek için çaba sarf eden Kemal İnan buna şu yanıtı veriyor: “Türkiye’nin Ar-Ge ve inovasyonda bir öğrenim sürecinden geçmesi gerekiyor. Nasıl araştırma yapılır? Geleceğin ihtiyaçları nasıl belirlenir? Bu ihtiyaçlara en iyi nasıl cevap verilir? Bütün bu sorulara yanıt vermek için eğitim ve deneyime ihtiyaç vardır. Bu bilgi ve birikimi elde etmek on yıllar alır. Ama bu süreci kısaltmak mümkündür. Bunun iki yolu var: Ya yurtdışında bilgi ve deneyim kazanmış Tük girişimcileri Türkiye’ye getireceksiniz ya da Ar-Ge’de ileri seviyede olan çok uluslu şirketleri, hiç değilse bu faaliyetlerinden bir bölümünü Türkiye’ye kaydırmaya ikna edeceksiniz. Kişisel olarak Silikon Vadisi’ndeki Türk profesyonellerin Türkiye’de de girişim yapmaları için çok çaba sarf ettim. Ama gelmiyorlar. Meksikalı göçmenler üzerinde yapılan araştırmaların gösterdiği gibi, ABD’de belirli başarı kazanmış girişimciler ne kadar teşvik verilirse verilsin ülkelerine dönmek istemiyorlar. Çünkü başarılarının ardında ABD’de kendilerine sunulan girişim ve yatırım ikliminin olduğunu biliyorlar. Göçmenler ABD’de başarılı olabilir ama bütün bir bölgenin verimlilik ağını ülkelerine taşıyamayacaklarından geri dönmüyorlar. Çok uluslu şirketler Ar-Ge merkezlerini Türkiye’ye taşırlar mı? Bu yönde hükümetin bazı girişimleri ve birtakım şirketlerin yatırımları oldu ancak henüz çok yetersiz. Girişimler daha da artmalı. Çünkü dünyada bugün bütün bu bilgi çok uluslu şirketlerde. Bir yere çok uluslu şirketin araştırma merkezi açıldığında, etrafında anında yüzlerce startup türüyor. Bu müthiş bir dinamizm yaratıyor. Hindistan, Çin vb. hangi ülkeye bakarsınız bakın çok uluslu şirketleri kendine çekerek atılım yapmışlardır. ABD ve Güney Kore arasında böylesi bir paylaşım süreci olmuştu. Güney Koreliler öğrenme sürecinde Amerikalıların çalışma disiplinini ve iş yapış şekillerini öğrendiler, iş ağları ile tanıştılar. Türkiye’nin de çok uluslu şirketlerin Ar-Ge merkezlerini buraya kaydırmasını ya da en azından bazı önemli etkinliklerini buradaki teknisyenlere yaptırmasını sağlaması lazım. Kendi ulusal inovasyon sistemini oluşturmaya çalışan Türkiye’nin dünyada bu alanda edinilen deneyimlere çok uluslu şirketlerle ulaşması mümkün olabilir.”

Yorumlar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir