Tevfik Uyar-4: “Sahiplik” Çağı Sona Ererken…

17 Temmuz 2020

Bugünlerde taşınma telaşındayız. Taşınmaya kalkıştığınız zaman, boşalttığınız dolaplardan sahip olduğunuzu unuttuğunuz pek çok şey çıkıyor. Demek ki bu “şeyleri” var olduklarını unutacak kadar nadir kullanıyormuşuz veya ihtiyaç duyduğumuz gün satın alıp kullanmışız -ya da o gün o şeyi satın almak dünyanın en muhteşem fikri gibi gelmiş- ancak artık ne bir ihtiyaca hitap ediyor ne de böyle bir vasfa sahip… İhtiyacı olan birine verme fikrini tartıştığımız an, “ya bir gün bizim ihtiyacımız olursa?” fikri peydah oluveriyor. Üstelik vakti zamanında para verip almışız… Yazık değil mi? Satmak için internette var olan ikinci el pazarlarına koysak, asla bizim düşündüğümüz fiyata talep görmüyor. “20 TL olur mu?” mesajları bir süre sonra asap bozmaya başlıyor… Ama daha enteresanı, şurada sokakta 20 TL’ye satıldığını görsem “bu kadar etmez” dediğim şeyi, 20 TL’ye satmak asla içimden gelmiyor… İşte sahipliğin büyük çilesi bu. Davranışsal iktisatçılar bu fenomene “sahiplik etkisi” diyor.

Araştırmalar matkap satın alan tüketicilerin çok büyük çoğunluğunun onu sadece bir kez kullandığını gösteriyor. Eminim o matkabı satın aldıkları gün hayatlarında aldıkları en iyi kararlardan biri olduğunu düşünüyorlardı… Zira alınan şey sadece matkap değildir; “istediğiniz anda bir matkaba erişim özgürlüğüdür”. Dolayısıyla sahipliğin özünde, en azından dayanıklı malzemeler ya da bir “hizmete karşılık gelen” ürünlerde “erişim özgürlüğü” vardır.

Paylaşım ekonomisi

Peki her şeye sahip olmak zorunda mıyız? Değiliz… Pek çok ürün ve hizmet için hiç değildik zaten.

Kavramları netleştirmek gerekirse: Bir şeye sahip olmak yerine onu kiralamak zaten bildiğimiz, deneyimlediğimiz ve aşina olduğumuz bir uygulama. Gayrimenkulden ya da “rent a car”lardan bahsetmeye gerek yok. Evlilik gibi, çoğunlukla uzun bir zaman diliminde bir kez yapılan ritüeller için bu tür hizmetler kullanılmaya devam ediyor. Mesela gelinlik ya da damatlık kiralamak geleneksel olarak oldukça yaygın bir uygulama. Düğün salonlarının yaygın olmadığı çağlarda evlerinin bahçesinde ya da sokaklarında düğün yapmak isteyenler masa, sandalye, aydınlatma ekipmanları kiralarlardı. Kentleşmiş bölgelerde de bir salonu tümden kiralama alışkanlığı devam ediyor.

Kiralamanın alternatifi: Abonelik hizmeti… Yaşı yetenler hatırlayacaktır: Çok değil, 10 yıl evvel “DVD kiralama” hizmetleri vardı. Bugün onun yerini bir film/dizi/albüm havuzuna abone olup, aboneliğiniz süresince “dükkandaki” tüm DVD’lere erişebileceğiniz, bir nevi kütüphane hizmetleri ortaya çıktı. İnternetin yaygınlaşması ve hızlanması sayesinde bugün DVD’lere, Müzik CD’lerine sahip olmaya çalışmıyoruz. Netflix, Spotify gibi platformlar sürekli erişim hizmeti vererek sahipliği geride bıraktılar. Sesli kitaplar için platformlar zaten mevcuttu ama e-kitaplar için de benzer mantıkla kurulmuş girişimler yaygınlaşmaya başladı. Bisiklet yolları ve altyapısı gelişmiş Avrupa şehirlerinde bisiklet almaya gerek olmadan, tüm şehri bisikletle turlayabiliyorsunuz. Hatta Z kuşağı temsilcileri artık otomobil almayı dahi mantıklı bulmuyor, “otomobil kiralama” servislerine abone oluyorlar. Paylaşımlı araçları saatlik kiralayarak işlerini gördükten sonra istedikleri sokağa park edip gidebiliyorlar. Sahip olmanın yan etkileri olan bir ton sorumluluğu, masrafı, fenni muayene ya da trafik sigortası gibi yükümlülükleri düşünmek istemiyorlar.

İş dünyası tarafında da durum farklı değil… Ortak ofis çözümleri uzun süredir epey revaçta. Aslına bakarsanız araç sahipliğine alternatif araç hizmeti “filo kiralama” adı altında ilk önce endüstriyel bir çözüm olarak ortaya çıkmıştı. Bugün şirketler büyük ebatlı çok fonksiyonlu yazıcılar almak yerine bunları kiralıyorlar. İnşaat makineleri ya da çeşitli sektörlere has olmak üzere çok özel araç ve gereçlerde de kiralama hizmetleri var.

Bir de paylaşım ekonomisi var… Kavramsal olarak “abonelik hizmeti” de bu başlığa dahil edilse de, esas olarak internet teknolojilerinin de yardımıyla uçtan uca veya kişiden kişiye (P2P) mal ve hizmetlerin “mülkiyet aktarmadan” geçici olarak transferi anlamına geliyor. Örneğin: Bir aracınız var ve Ankara’ya gideceksiniz. Ankara’ya gidecek başkalarıyla yakıt masrafını paylaşmaya ne dersiniz? Sizin yolcunuz, yolcunun da aracı olur (BlaBlaCar)…  Ya da doğrudan aracınızla birlikte sürücülük hizmeti verebilir (Uber), veya evinizin bir odasını hatta odanızdaki diğer yatağı başka bir konuğa kiralayabilirsiniz (Airbnb).

Gelecek için fikirler…

Şunu belirtmekte fayda var: Paylaşım ekonomisinin bir motoru kültürse, diğer motoru da teknoloji. Öncelikle kullanıcıların bu ürün ve hizmetleri kolaylıkla talep edebilmesi için platform bağımsız uygulamalar şart. Ayrıca bu taleplerin sınırlı sayıdaki ürün ve hizmetlerle buluşturulması için de -elbette teknolojiye dayalı- bilgi yönetimi gerekiyor. Bu sistemlerde genelde ratocracy işliyor: Kullanıcılar, bilhassa da P2P hizmetlerde hizmet sağlayanı ya da hizmeti kullananı puanlıyor, onlar hakkında diğer kullanıcılara rehberlik edecek yorumlar yazıyorlar. Kullanıcılara ürün ve hizmetleri yerinde ve zamanında ulaştırabilmek için de yapay zekadan faydalanılıyor. “Hangi caddede, hangi saatlerde, kaç araç bulunması iyi olur” gibi bir sorunun yanıtını istatistik verileri işleyen bir yapay zeka algoritması verebilir. Peki bilgi teknolojilerinin sağladığı bu esneklik gelecekte nereye evrilecek dersiniz?

Mesela ürün ve hizmetlerini internet üzerinden mekan bağımsız olarak sunabilen kişiler (genelde freelance iş yapanlar olarak anılıyorlar), artık yaşamanın daha ucuz veya kaynaklarını daha kolay temin edebilecekleri ülkelerde yaşamak istiyorlar. Batıdan yetenekli kimseleri ülkesinde mukim hale getirmek isteyen ülkeler oturma izni ya da şirket kurma gibi yasal prosedürlerde kolaylık sağlıyorlar. Diyelim “6 ay Kuala Lumpur’da, 6 ay İstanbul’da” yaşamak istiyorsunuz. Şimdi ev aramakla kim uğraşacak? Bir “daire kiralama” hizmetine abone olsanız, bir e-posta atarak ya da uygulaması aracılığıyla istediğiniz evin özelliklerini ve içinde olmasını istediğiniz eşyaları bildirseniz, size üç gün sonra evinizin hazır olduğu bilgisi gelse… Uçağa atlayıp evinize gitseniz, aplikasyon aracılığıyla evinizin kapısını açsanız, sevdiğiniz şampuan ve duş jelinin bulunduğu banyoda rahat bir duş alıp, yastık yüksekliği ve sertliği tam tercih ettiğiniz gibi olan yatağınıza uzansanız… Harika değil mi?

Peki, “mahalle” kiralamaya ne dersiniz? Apartmanlar, bal peteği ya da küp şeklindeki modüler dairelerden ya da kolaylıkla sökülüp takılabilen, nakledilebilen konteynerlerden oluşsa… İstanbul’da bir vinç gelip eşyaları devrilmemek üzere sabitlenmiş dairenizi yerinden söker. Daireniz uçak ya da gemiyle Kuala Lumpur’a gönderilir ve üyesi olduğunuz hizmetin oradaki apartmanına monte edilir. Eviniz tüm eşyalarıyla yine sizin evinizdir… Sadece adresi ve manzarası değişmiştir, o kadar. Mükemmel değil mi?

Farklı ülkelerdeki konteyner parkları, konteyner evlerinize ev sahipliği yapabilir.

Peki ya her mahallede matkap, otomatik vidalama aparatı, jeneratör, kameralı dron, takım çantası, bahçe aydınlatmaları ya da barbekü gibi, her zaman ihtiyaç duymayacağınız ama ihtiyaç duyduğunuzda en azından saatlik ya da günlük olarak kiralayabileceğiniz tüm araç ve gereçleri bulunduran küçük ticari depolar olsa?

Peki ya çocuk oyuncaklarını, kıyafetlerini, hatta beşik veya bebek arabasını paylaşmaya ne dersiniz? Çocuklar hızla büyüdükleri için eşyaları kısa sürede onun yaş seviyesinin altında kalıyor ve eskimeden “kullanılamaz” hale geliyorlar…

Bitirirken: Ne yararı var?

Aşırı üretim, ona bağlı olarak aşırı tüketimden kaynaklanan karbon salımı, ve nihayetinde de başta plastik olmak üzere doğaya bırakılan atıklar gezegenimizi tehdit ediyor. Paylaşım ekonomisi sayesinde sadece bir kez kullanacak olmanıza rağmen satın aldığınız üründen kaynaklanan tüm karbon ayak izini ortadan kaldırdığı gibi, o ürünün kullanılmaya kullanılmaya bir kenarda çürüyüp sonrasında çöpe dönüşmesini, dolayısıyla da israfı engellemiş oluyor.

COVID-19 salgınıyla birlikte klişe haline gelen “salgın bittiğinde hiçbir şey eskisi gibi olmayacak mı?” sorusunu irdelediğimde aklıma ilk gelen şeylerden biri paylaşım ekonomisi olmuştu. Eğer bundan sonra bir şekilde kişisel hijyen ve sosyal mesafe uygulamaları kalıcı hale gelecekse, bir başkasıyla paylaşımlı eşya kulllanımı bundan nasıl etkilenecek?

Muhtemelen AirBnB, Uber gibi paylaşım ekonomisine dayalı şirketler web sitelerinde ve aplikasyonlarında “Sterilizasyon Politikamız” diye bir sekme yayınlayıp kullanıcılarına güven vermeye çalışacaklar. P2P hizmetlere katılanlara “uymakla yükümlü oldukları” bir sterilizasyon prosedürü gönderecekler ve sterilizasyona dair verilerini, yaptıkları denetimlerle ilgili kamuoyuyla paylaşacaklar. Yeter ki bununla ilgili gerçekten efektif prosedürler oluşturabilsinler ve bunu iyi bir denetim sistemiyle birlikte yürütebilsinler.

Dr. Tevfik Uyar
Lisans eğitimini İstanbul Teknik Üniversitesi Uçak Mühendisliği bölümünden, Yüksek Lisans ve Doktora derecelerini İstanbul Kültür Üniversitesi İşletme Yönetimi Anabilimdalı’ndan almıştır. Çalışmaları risk algısı, belirsizlik altında karar verme ve emniyet yönetimi üzerinedir. Açık Bilim Dergisi ve Podcast kanalının kurucusu, bilimsel şüphecilik platformu Yalansavar editörü ve Herkese Bilim Teknoloji Dergisi yayın kurulu üyesidir. Popüler bilim ve bilimkurgu alanında yazdığı kitaplar ve yaptığı çeviriler bulunmaktadır. 2007 yılından bu yana sivil havacılık sektöründe çeşitli yönetici pozisyonlarda çalışmakta, İstanbul Kültür Üniversitesi’nde Emniyet Yönetim Sistemleri, İnsan Faktörleri ve Makine Öğrenmesi konularında dersler vermektedir.

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir