Sağlık Uzmanlarının Dijitalleşmeden Korkmasına Gerek Yok

4 Eylül 2019

Doktorlar, yapay zekânın yerlerini alacağından korkmalılar mı? Hayır, korkmamalılar. Ancak, yakın gelecekte yapay zekâ uygulamalarını kullanan doktorların kullanmayanların yerini alacağının da bilincinde olmalılar. Bunu istatistiklere bakarak anlayabiliriz: Sağlık hizmetlerinde yapay zekâ kullanımı, başta radyoloji olmak üzere son birkaç yılda ciddi bir artış gösterdi. 2017 yılında yürütülen PwC DIQ Anketi, sağlık hizmeti yöneticilerinin %39’unun yapay zekâya yatırım yapmayı planladığını ortaya koyarak hızlı bir büyümeye işaret etti.

Hızlı, doğru ve kişiselleştirilmiş tanılar söz konusu olduğunda, yapay zekâ algoritmaları ve bunların bulut tabanlı ortamlardaki büyük verileri işleyebilme yeteneği, tıbbi uzmanlara ideal desteği sağlıyor. Dünya çapındaki BT ve MRG görüntülerinden oluşan geniş veritabanlarına erişim sayesinde sonuçların ve buna bağlı klinik kararların saniyeler içinde alınabildiği radyoloji örneklerini düşündüğümüzde, büyük veri analizinin avantajları net bir şekilde anlaşılıyor: Yapay zekâ uygulamaları, herhangi bir uzmanın öngörebileceğinden çok daha fazla veriye erişim sağlıyor. Ayrıca, MRG görüntüleri insan gözünün fark edemeyeceği paternler gösteriyor. Bu tür bir veri şeffaflığı, nadir hastalıkların veya yaygın hastalıkların yaygın olmayan varyasyonlarının tespit edilmesine yardımcı olacaktır.

Algoritmalar tedavileri ve ilgili sağkalım oranlarını ayrıntılı biçimde açıklayan doğrulanmış veri dizgeleriyle sağlandığından, bulut tabanlı yapay zekâya katkıda bulunarak verilerini dijitalleştiren doktor sayısının artması, kapsamlı veri tabanlarının oluşturulması yönünde daha hızlı bir ilerlemeye yol açacaktır. 

GE Sağlık Avrupa Baş Tıbbi Sorumlusu Prof. Mathias Goyen, “Radyoloji uzmanlarının iş tanımı değişecek. Ama elbette radyoloji uzmanlarına daima ihtiyacımız olacağı aşikâr. Yapay zekâ daha doğru bir tanı koymak ve daha hızlı çalışabilmek için destekleyici bir araç; gelecekte, karşı karşıya kaldığımız veri miktarında patlama olacak ve hepimizin bununla mücadele etmesi gerekecek.” diyor.

Geleceğin Hastaları: Dijital İkizler

Prof. Mathias Goyen bu sözlerinin ardından geleceğin hastalarını, diğer teknolojilerde kullanılan dijital ikizlerle karşılaştırıyor. Dijital ikiz ifadesi, normalde bir cihazın bireysel bakım veya onarım gereksinimlerini belirlemek üzere oluşturulan birebir kopyasını tanımlamak için kullanılıyor. GE Sağlık‘ta bu süreç, bakım planının tasarlanması amacıyla, BT sistemlerine ait yüksek hacimli çalışma verilerinin bir bilgisayar sistemine aktarılmasıyla başladı.

Bu kavramın medikal teknolojiye aktarılması sayesinde, radyoloji verilerini In Vivo ve In Vitro verilerle bağlantılı olarak değerlendirmek üzere, hastanın dijital bir ikizi oluşturulabiliyor.

Elektronik hasta klasöründen ve hatta akıllı saatler ve fitness izleyicilerinden veriler içerebilecek bu bilgilerin analiz edilmesi, doktorların daha doğru ve hızlı tanılar koymasını ve klinik kararlar almasını destekleyecek. Kanıta dayalı tıp temelde bireylerden ziyade hasta topluluklarına yönelik olarak yürütülen çalışmalara dayanırken, yapay zekâ bireyselleştirilmiş veri kümelerini saptama ve karşılaştırma yeteneğiyle hassas tıbba yönelik bir adım niteliğindedir.

Görev Kontrol Merkezleri Hasta Konforunu ve Klinik Verimliliği İyileştiriyor

Tıp uzmanı ve sağlık hizmeti çalışanı sayısının yetersizliği göz önünde bulundurulduğunda, yapay zekâ ile insanların klinik uzmanlığının birleşiminden sağlanacak verimlilik hem hastanelere, hem tıbbi uygulamalara, hem de hastalara katkıda bulunacaktır. Bulut tabanlı çözümler, ister tanı alanında ister hasta yönetimi gibi diğer ilgili sağlık hizmeti kaynakları bakımından, doktorların ve tıbbi çalışanların iş yüklerinde ciddi ölçüde bir rahatlama yaşayacakları anlamına geliyor. Hastalar içinse, hastane yatağı için daha kısa bekleme süreleri, diğer birimlere veya hastanelere daha hızlı sevk ve daha konforlu tanı ölçümleri gibi yapay zekânın sunacağı pek çok avantajdan yalnızca birkaçı anlamına geliyor. 

Amerikan Tıp Derneği‘ne (AMA) göre doktorlar, hastalara fiili olarak bakım sağlamaya fırsat bulamadan, günde altı saate varan bir süreyi elektronik hasta kayıtları için harcayabiliyor. GE Sağlık Komuta Merkezi’ni uygulamaya koyan Oregon Health & Science University (OHSU) gibi kurumlar, yapay zekâ uygulamalarını kullanarak kaynaklarını yepyeni bir verimlilik düzeyine taşıyor.

GE Komuta Merkezi gibi kontrol merkezleri sayesinde gelecek, sandığımızdan daha yakın. Yapay zekâ hiçbir suretle doktorların yorumlama uzmanlığının veya eğitimli tıbbi çalışan bilgisinin yerine geçmeyecek.

Ancak yapay zekâ gibi ileri teknolojilerde uzmanlaşan sağlık uzmanlarının ve bu teknolojilere erişimi olanların ciddi bir rekabet avantajı olacak.

Özellikle Almanya, Avusturya ve İsviçre gibi Almanca konuşulan pazarlara baktığımızda, başta radyoloji uzmanları ve tıbbi teknik asistanları (MTA) olmak üzere sağlık uzmanı sayısındaki yetersizlik giderek artarken, tıbbi desteğe olan talebin de yükseldiğini görüyoruz.

Bu durum, kârlılığı korumak ve hastalara sürekli kaliteli bakım sunmak için mücadele eden sağlık uzmanlarının ve hastanelerin üzerindeki baskıyı artırıyor.

İleri teknolojiden faydalanmak bu zorlukları çözmeye yardımcı olabilir; böylece sağlık uzmanları ve hastaneler, kullanılabilir kaynaklar ile artan talep arasındaki açığı kapatabilir.

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir