Psiko-Onkologlar Kanserle Mücadelede Yanımızda

26 Ekim 2021

GE ve Kansersiz Yaşam Derneği olarak Meme Kanseri Farkındalık Ayı olan ekim ayında “elimizden geleni yapmak” için el ele verdik. Bu konuya dikkat çekmek için meme kanseri teşhisi konulmuş kadınların hikâyelerini, farkındalık için pembeye boyanan ekim ayı boyunca GE Türkiye Blog’a taşıyoruz. Meme kanserine karşı elimizdeki en büyük kozlardan biri, tabii ki erken teşhis. Erken teşhis ise düzenli kontroller ve sağlık teknolojilerindeki ilerleme ile mümkün.

Düzenli kontrollerin önündeki en büyük engellerden biri, mamografi sürecinin birçok kadında çekince oluşturması. Altın standart meme görüntüleme tekniği mamografi olmasına karşın bu çekince erken teşhis olanağının kaçırılmasına sebep olabilecek kadar büyük. İşte bu nedenle GE Sağlık, bu problemi aşmak için yeni yöntemler geliştiriyor. Bu yöntemlerden biri de Senographe Pristina™ teknolojisi.

Senographe Pristina™ mamografinin en konforsuz noktası olan memenin sıkıştırılması kontrolüne hastayı da dahil eden ve üst düzey tanısal doğruluk sağlayan yenilikçi bir sistem. Bu sayede hasta sıkıştırma oranını bir uzaktan kumanda ile kendi ayarlarken, kendi kontrolünde gerçekleşen bu işlem sırasında motivasyonunu yüksek tutuyor. Evet, en önemli konulardan biri de hastanın psikolojisi ve tam bu noktada sizi tanıştırmak istediğimiz biri var: Meme kanserini erken teşhis sayesinde ya da kendi deyimiyle “kötünün iyisi” şeklinde atlatan Psiko-Onkolog Dr. Pelin Erbil.

Psiko-Onkolog Dr. Pelin Erbil, 1993 senesinden beri Türkiye, Belçika, İngiltere ve ABD gibi ülkelerde psiko-onkoloji konusunda aktif çalışmaları bulunan bir uzman. Erbil, danışanlarıyla hastalık hakkında konuşmadan önce kendilerini tanımak istediğini belirtiyor: “Böylece hastayı eğitim seviyesi, sosyal rolü, geçmiş hayat olayları, sosyal destekleriyle sosyokültürel anlamda konumlandırıyorum. Bunu takiben hastalığın hikâyesini sorguluyorum. Bu aşamada önemli olan bireyin tanı aşamasında hangi psikolojik savunma mekanizmalarını kullanmakta olduğunu gözlemlemek. Bu nedenle hastalık hakkında bilginin kim tarafından ve ne şekilde verildiğini -örneğin tanı aşamasında kanser kelimesi kullanıldı mı- hastalık konusunda ne gibi bilgilere sahip olduğunu dinlemek gerekiyor. Kanser hastalarına yönelik özel bir davranış modeli yok. Psikolojik görüşme teknikleri kullanılarak görüşme gerçekleştirilir. Her hastanın kendine ait bir hikâyesi olması nedeniyle hasta ve ailesine davranış modelleri bireysel ihtiyaçları çerçevesinde tayin edilir.”

Pelin Erbil, ideal olan yaklaşımın doktorun tanıyı koyduktan sonra hastanın psiko-onkolog ile çalışmaya başlaması ve multidisipliner bir sürecin yönetilmesi olduğunu ancak maalesef ülkemizde çok az merkezde psiko-onkolog bulunduğunu belirtiyor.

Kendi yaşadığı süreci değerlendiren Erbil, “Erken tanı sayesinde kötünün iyisini yaşama şansım oldu. Erken tanı hayat kurtarır sözü bu anlamda çok doğru. Erken tanı sayesinde tedavilerim kısa süreli olduğu gibi hayat kalitemi çok etkilemeyen tedavilerle bu süreci yaşadım. Kendimiz için senenin bir gününü vererek yaptıracağımız sağlık kontrolleri, sevdiklerimizle beraber geçireceğimiz hayatımızı uzatmaya değer.” diyor. Hastalık sürecinde oğlunun varlığıyla güç bulan Erbil, kişisel birçok amaç ve planının olmasının da motivasyonunu artırdığını belirtiyor: “Hastalık konusunda abartılı konuşmaları, sınırlı ve olumsuz düşünceleri olan kişilerden uzak durdum. Meme kanseri sonuçta her kadının başına gelebilecek bir hastalık ama bu hastalığı dünyanın sonu gelmiş veya ölecekmişim gibi algılayan negatif kişilerden tamamen kendimi korudum. Bu bana özel bir deneyimdi kimseyle kendimi kıyaslamadım. Bu süreçte benim yanımda olup benden desteklerini esirgemeyen aileme ve arkadaşlarıma minnettarım.”

Meme kanseriyle mücadelemizi toplumsal yüksek farkındalık, yeni sağlık teknolojileri ve düzenli kontrollerle sadece her yılın Ekim ayında değil, yılın her günü, birlikte yürüteceğiz.

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.