Kadınlar ve İnovasyon

7 Mart 2014

Dünya kadınlarla daha “yenilikçi” bir yer! 

Dünya üzerindeki kadın tüketicilerin oluşturduğu Pazar Çin ve Hindistan’ın toplamının iki katına eşit. Kadınlar global tüketici harcamalarının 20 trilyon dolarlık kısmına hükmediyor. Özel sektörün yüzde 25’lik bir kısmı da kadın patronların yönetiminde ve bu da yılda yaklaşık 13 trilyon dolar gibi bir ciroya karşılık geliyor. 2014 yılında ise bu rakamın 18 trilyon dolar seviyesine ulaşacağı tahmin ediliyor.

Kadının gücü artıyor!

21’inci yüzyılın kadını sadece tüketici olarak değil aynı zamanda çalışan ve işveren olarak da ekonomide giderek güçlenen bir yere sahip oluyor. Kadının iş hayatına katılımı konusunda sadece Türkiye’de değil, dünyada da gidilecek çok yol, yapılması gereken çok fazla çalışma var. Ancak özellikle son birkaç yılda teknoloji, medya, sağlık başta olmak üzere birçok sektörde kadın liderlerin yükselişine şahit oluyoruz.

Kadın liderler daha mı inovatif?

Bu soruya kesin bir yanıt vermek ne yazık ki çok mümkün değil. Ancak yapılan bazı araştırmalardan faydalanmak mümkün. Lynne Millward ve Helen Freeman tarafından yapılan yapılan “İnovasyonda Kadın Yöneticilerin Rolü” araştırmasının sonuçlarına göre, yenilikçilik anlamında kadınlar ve erkekler arasında gözle görülür bir farktan söz etmek çok zor. Yine yapılan çalışmalar kadınların ‘problem çözme’ konusunda sahip oldukları doğal yeteneğin yenilikçi ürün ve hizmetler geliştirme konusunda oldukça etkili olduğu göze çarpıyor.

Özellikle de hemcinslerine yönelik ürün ve hizmetlerin geliştirilmesinde kadınların içgörülerinin çok daha güçlü olduğu bir gerçek. Bununla beraber kadın ve erkek arasındaki farkı daha çok organizasyondaki konumları belirliyor. En başa dönmek gerekirse, iş dünyasında kadınların gücü arttıkça, çok daha ‘yenilikçi’ ve ‘yaratıcı’ bir pazarın oluşacağını öngörülüyor.

Şimdi söz kadınlarda!

Kurumdaki her bireyin görüşlerini rahatlıkla dile getirmesine, kendini ifade etmesine olanak sağlayan çalışma ortamlarının artması kadınların içindeki ‘yenilikçilik’ duvarlarını yok etmesine yol açacak.

20’inci yüzyılın sonuna kadar alınmış olan patentlerin sadece yüzde 10’luk bir kısmı kadınlara ait projelere aitti. Son birkaç yüzyılda yapılan icatlara baktığımızda da ne yazık ki bunlardan birkaçının arkasında bir kadının olduğunu görüyoruz. Bu elbette kadınların yaratıcılık ve yenilikçilik ruhuna sahip olmadığı anlamına gelmiyor. Sizin de tahmin edebileceğiniz gibi 19 ve 20’inci yüzyılda yaşayan kadınların sesini duyurması için pek de uygun ortamlar vermiyordu. Şimdi biraz da yaşadıkları dönemde, yaptıkları icatlarla hepimizin hayatını değiştirmiş, önlerine koyulan engellere rağmen içlerindeki yenilikçilik ruhunu açığa çıkarmayı başaran gizli kahramanları hatırlayalım… Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun… Kadınların yeteneklerini, yaratıcılıklarını ve yenilikçi ruhlarını gizlemek zorunda olmadıkları, iş dünyasında seslerini çok daha güçlü bir şekilde duyurabildikleri nice Kadınlar Günlerine…

Patentli ilk kadın mucit: Mary Kies

1809 yılında bulduğu teknikle hasır şapka üreten ve bunun patentini almayı başaran ilk kadın olan Mary Kies, sahip olduğu bu ‘kağıt’ ile kendisinden sonra gelen birçok kadın için de önemli bir dönemin başlangıcı oldu. Kies’ten tam bir asır önce, 1700’lü yılların başında Amerikan kolonilerinde yaşayan Sybilla Masters ise onun kadar şanslı değildi ne yazık ki…  Büyük ihtimalle onun adını bugüne dek duymamışsınızdır bile. Oysa Masters, kolonilerdeki yaşamı ve ihtiyaçları uzun süre gözlemledikten sonra bugün bile mutfaklarda yaygın olarak kullanılan “mısır unu”nu icat eden isim. Bu icadından sonra İngiltere’nin yolunu tutarak fikrinin patentini almak isteyen Masters’ın önünde çok büyük bir engel vardı: yasalar. Ne yazık ki o dönemin yasaları kadınların bir mülk sahibi olmasına izin vermiyordu ve buna fikri haklar da dahildi. Bu haklar bir kadının ancak babasına ya da eşine verilebilirdi. Böylece 1715 yılında Sybilla Masters, mısır ununun patenti almayı başardı, tabii ki eşi Thomas Masters’ın adıyla…

Lisede okulu bırakarak çalışmaya başlayan Bette Nesmith Graham daktiloda pek de başarılı değildi. 1950’li yılların başıydı ve elektrikli daktilo henüz piyasaya sürülmüştü. Küçücük bir hata yüzünden tüm sayfanın yeni baştan yazılmak zorunda olduğu yıllardı ve bu da özellikle sekreterler için çok ciddi bir zaman kaybı demekti.

Graham bir gün çalıştığı bankanın penceresine boyayla tatil reklamı çizen işçileri izlemeye koyuldu… Bir hata yaptıklarında tabana bir kat daha boya sürüyor ve hatalı olan kısmı yeniden çiziyorlardı. Bu fikri kağıt üzerinde de uygulayabileceğine karar veren Graham, mutfağındaki blendar’da su bazlı boyayla hazırladığı karışımı küçük kaplara doldurarak ofisin yolunu tuttu. Hazırladığı karışım oldukça tutulunca evinde üretmeye devam etti. Her ne kadar Graham ‘Mistake Out’ adını verdiği ürününün tanıtımı için çok fazla mesai harcadığı gerekçesiyle işten kovulmuş olsa da bu işsizlik ona 1958 yılında patentini aldığı ve 2000’li yıllarda bile hala her ofiste kullanılan bir ürünün yaratıcısı olma imkanını sağladı.

Bilgisayar teknolojisindeki gelişmelerden bahsedince aklımıza her ne kadar Charles Babbage, Alan Turing, Bill Gates ya da Steve Jobs gibi isimler gelse de 1943 yılında Amerikan Ordusu’na katılan Admiral Grace Hopper, teknoloji tarihine yön veren kadınlardan biri olarak övgüyü hak ediyor. Harvard Üniversitesi’nde okuduğu yıllarda Amerika’nın ilk geniş kapsamlı bilgisayarı olan IBM’in Harvard Mark I’in yapımında görev alan Hopper, bu bilgisayarı programlayan üç kişiden biri oldu. 1950’li yıllarda İngilizce komutları bilgisayar kodlarına çeviren bir yazılım icat eden Hopper sayesinde bilgisayar programcıları çok daha hızlı bir şekilde kod yazmaya başladılar.

Seramiklerini korumak için bulaşık makinesini icat etti

Tarihin ilk bulaşık makinesini bulan da bir kadındı. Ne düşündüğünüzü tahmin eder gibiyiz, ama hayır bulaşık makinesinin mucidi Josephine Cochrane, bulaşık yıkamaktan bunalmış elleri çatlaklar içinde bir ev kadını değildi. Bulaşık makinesinin patentine de sahip olan Cochrane, hizmetçileri tarafından Çin yapımı seramiklerinin kırılmasına daha fazla dayanamayan varlıklı bir kadındı. 1883’te kocası öldükten sonra elinde kalan tek varlık olan seramik yemek takımlarını korumak için bir makine geliştirmeye karar veren Cochrane, 1886 yılında ürünün patentini aldı. Ancak o yıllarda evlerde makineyi çalıştırmak için gereken sıcak suyu temin etme sıkıntısı ve zaten ev kadınlarının ‘bedava’ yaptığı bir işi yapacak cihaza para vermenin gerekmediği düşüncesi yüzünden ilk yıllarında sadece büyük otellerde ve restoranlarda kullanılmaya başlandı. Zaman içinde çalışan kadın sayısının da artmasıyla Cochrane’in icadı evlerimizin olmazsa olmazı haline geldi.

Bir kadın tüm sürücülerin hayatını değiştirdi

20’inci  yüzyılın başlarında Mary Anderson, hayatında ilk kez New York’a gitmişti. Anderson’ın gördüğü New York elbette bugünün turistlerinin gördüğünden oldukça farklı bir şehirdi. Caddeleri kaplayan binlerce araba, ünlü New York taksilerine o yıllarda rastlamak mümkün değildi. Alabamalı bu genç kadın birkaç günlüğüne geldiği bu karla kaplı şehirde, şoförlerin her iki dakikada bir aracı durdurup camdaki karları temizlediğini ve yeniden yola devam etmek zorunda kaldığını gördü. O yıllarda sürücülere göre yağmur ve karla mücadele etmenin başka bir yolu yoktu ve buna alışmak gerekiyordu. Bunun üzerine Mary Anderson aracın içindeki bir kolla cama bağlı bir düzenek geliştirdi. Sürücülerin camı temizlemek istediğinde bu kolu çekmesi yeterliydi. Anderson geliştirdiği bu düzeneğin patentini aldığında takvimler 1903 yılını gösteriyordu. Bu tarihten sadece 10 yıl sonra Amerika’da binlerce araç onun icadıyla yola devam ediyordu.

Dünyanın kadınlarla çok daha “yenilikçi” bir yer olduğuna inanıyoruz. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun!

 

Yorumlar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir