Kadının Duygusal Zekâsı, Yapay Zekâ İle Birleşirse?

8 Mart 2018

Son 20 yılda internet sayesinde tüketiciler olarak; bankacılık, eğitim, e-ticaret gibi farklı alanlarda pek çok değişikliğe tanık olduk. Dünya, üretim süreçlerinin ve iş yapış biçimlerinin tamamen etkinlendiği bir dönüşüm geçiriyor. Bu konu da hem dünyada hem de ülkemizde çeşitli etkinliklerde ele alınıyor, tartışılıyor, yeni adımlar belirlenmeye çalışılıyor. Son günlerde ben de dijital dönüşümün ve yapay zekânın ekonomiye etkilerinin ele alındığı zirvelere sık sık konuşmacı olarak davet ediliyorum. Bu platformlarda da konuya farklı açıdan bakma fırsatımız da oluyor.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü vesilesiyle yapay zekânın getirdiği dönüşümün iş hayatında kadın istihdamını ve kadın liderliğini nasıl etkileyecek diye düşündüğümde bazı önemli çıkarımlarım oldu. Ve siz değerli takipçilerimle paylaşmak istedim…

Şu anda adından sıkça söz edilse de aslında yapay zekâ yeni bir kavram değil. Yapay zekânın geniş tanımıyla bilgisayarın insan beyninin düşünmeye ilişkin işlevlerini yerine getirmesi demek. Yapay zekânın ilk pratik uygulaması ise Fransa’da kadastro yapılırken olmuş. Fransız Devrimi’nden sonra yeni rejim aristokrasiye son verip hangi arazi kimin tespit etmek isteyince, bu işi matematikçi Gaspard de Prony’e vermişler. Prony, Fransa’nın kadastrosunu yaparken 10 matematikçi ile anlaşmış. Onların altında çalışması için de aristokrasi kalkınca işsiz kalan 100 eski kuaför tutmuş. 10 matematikçi işin teknik kısmı olan trigonometri tablolarını hazırlamış. Kuaförler de tablolara bakarak hesapları yapmış.  Bilgisayarların gelişmesi ile bu hikayede hesap konusunda uzmanlığı olmayan kişilerin yaptığı işleri artık makineler yapmaya başladı.  Bu sayede uzmanlık gerektiren bir alanda konu küçük  ve uzmanlık gerektirmeyen parçalara ayrılarak ilk yapay zekâ uygulamalarından biri gerçekleştirilmiş oldu.

Son 10 yıldaysa yeni bir dönüşüm ile karşı karşıyayız. Bulut bilişim sayesinde hem her yerden kullanıma açık bilgisayar gücü hem sensörlerin ucuzlaması hem de yaygınlaşması ile toplanan veri miktarı arttı. Böylece makinelerin büyük veriden “öğrenebildiği” yapay zekâ sistemleri yaygınlaştı. Yani yüksek teknik beceri ve idrak gerektiren işlerin de makineler tarafından yapıldığı bir döneme giriyoruz.

Oxford Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre ABD’deki mevcut işlerin %47’si önümüzdeki 10 yıl içinde ortadan kalkma riskiyle karşı karşıya.

Eğer iş hayatında bildiğimiz görevlerin önemli bir kısmını yapay zekâ yapacaksa, biz ne yapacağız?

Yapay zekânın yapamadıklarını yapacağız.

Örneğin;

* Yapay zekâ sorulara hızla ve doğru cevap verebilir, ama doğru soruları soramaz.

* Yapay zekâ derdinizi anlatırsanız çözebilir, ama karşısındakinin derdini anlayamaz.

* Yapay zekâya bir problem verdiğinizde size en iyi çözümü çıkarabilir, ama birçok farklı bakış açısını belli bir sorunun çevresinde uzun vadede bir araya getiremez.

Altını çizdiğim kısımlar, insanların (şimdilik) yapay zekâdan üstün olduğu alanlar. Şimdi düşünün, bu özellikler kadınlarda mı daha çok gelişmiş, erkeklerde mi?

Benim deneyimim “duygusal zekâ” (emotional intelligence) denen bu alanlarda kadınların erkeklerden daha başarılı olduğu yönünde. Aynı yönde sonuç veren akademik çalışmalar da var. Dahası son yıllarda, üniversite mezunu kadın sayısı hızla artarken, kadınların beyaz yaka pozisyonlarda iş bulma olasılıkları da yükseliyor. Erkeklerin beyaz yaka pozisyonlarda iş bulma olasılığıysa düşüyor.

Yıllarca iş hayatında teknik konularda erkeklerin üstünlük algısından yakındık, bu ön yargıları kırmak istedik. Şimdiyse yapay zekâ, erkeklerin üstün olduğunu düşündüğümüz işleri hepimizden daha iyi bir şekilde yapmaya başladı. Böylece yapay zekâyı tamamlayacak olan duygusal zekânın iş hayatındaki önemi de giderek artıyor. Bu alandaysa kadınların daha güçlü olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla, önümüzdeki yıllarda kadınların iş hayatında daha aktif rol alarak daha fazla bilgisayar ekranına baktığı, erkeklerin ise bu gelişmelere izleyici kalarak daha çok televizyon ekranına baktığı bir dünyayla karşı karşıya kalabilir miyiz?

İş hayatında kadın ve erkek istihdamı arasındaki farkın kapanması için, eğitimde fırsat eşitliği sağlamamız gerekiyor. Hem kız hem de erkek öğrencilere, karşısındakini anlama ve değer verme, takım halinde çalışma, karmaşık sorunları basit anlatabilme gibi sosyal becerileri, en az teknik beceriler kadar kazandırmamız lazım. Gelecek yenilikçi, yaratıcı ve teknik becerileri aynı anda kullanabilen bireylerin olacak.

Bu konuda bizler de GE olarak önemli adımlar atıyoruz. GE’nin 2020 hedefleri arasında erkek ve kadın çalışan sayısını dengeleyecek olan, 20.000 kadın çalışanı teknik rollerde istihdam etmek bulunuyor. Bu hedef; kadın liderliği, üretim, mühendislik, servis, bilgi işlem rollerindeki ön yargıları ve eşitsizliği tamamen kırmak için oldukça önemli bir kilometre taşı. Fakat bu hedefin önünde, az önce bahsettiğim eğitim ve birçok konudaki fırsat eşitsizliği engeli bulunuyor. Her ne kadar kadınlar için teknik pozisyonlarda istihdam yaratılsa da, öncelikle kadınların bu teknik roller için uygun fakülteleri, teknik okulları tercih etmesi gerekiyor. Bu nedenle GE Türkiye olarak henüz ilkokul çağında olan kız çocuklara yönelik kodlama eğitimleri düzenliyoruz ki birçok önyargı henüz oluşmadan ortadan kalksın. Bir taraftan da GE Türkiye Kadın Çalışan Ağı ile çeşitli mentorluk, eğitim gibi projeler yürütüyoruz.

Kadın Çalışan Ağı Zirvesi

Daha fazla kadının iş hayatına katılması demek, daha fazla refah demek. Ne dersiniz, yapay zekâ bu eşitsizliğin önüne geçerek iş hayatında kadınların altın çağını başlatır mı?

Canan M. Özsoy
GE Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO

Yorumlar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir