İsveç’teki Merkez, Geleceğin Tedavilerini Geliştiriyor!

20 Eylül 2018

Therése Kallur çocukluğundan beri zihnin nasıl çalıştığını merak ediyordu; bugün ise zihni meydana getiren sistemin yedek parçalarını üretiyor.

Kallur’un merakını şu sözler açıklıyor: “Psikoloji eğitimine başladığımda, bu bilim dalının sadece yüzeyi irdelediğini düşünüyordum ve daha derine inememek beni üzüyordu. O zaman zarfında beynin çalışma şekli ilgimi çekmeye başladı, çünkü olayların meydana geldiği asıl yer orasıydı.”

Böylece daha kapsamlı çalışmalar gerçekleştirdi; moleküler biyoloji alanındaki eğitimini tamamlayıp deneysel nöroloji alanında doktora yaptı. Kallur bugün, diğer faaliyetlerinin yanı sıra Parkinson hastalarında ölen nöronların ikame edilmesi konusunda çalışmalar yapan, İsveç‘teki biyoteknoloji şirketi BioLamina‘da eğitimini pratiğe geçiriyor. Şirket, pluripotent kök hücrelerini; beyin, kalp ve göz hücreleri gibi vücuttaki herhangi bir organa dönüştürebilen özel tipte bir protein üretiyor. Mayıs ayında BioLamina, Danimarkalı ilaç firması Novo Nordisk ile Parkinson ve diğer hastalıklar için kök hücre bazlı tedavilerin geliştirilmesine yardımcı olmak amacıyla, iş ortaklığı kurdu.

Bir kök hücrenin beyin hücresine dönüştürülmesi kolay bir işlem değil. BioLamina‘da geliştirilen tescilli süreçte laminin adlı proteinlerden özel bir ortam oluşturuluyor ve bu sayede kök hücrelerin istenen tipteki hücrelere dönüştürülmesi sağlanıyor. Kallur bu süreci şöyle değerlendiriyor: “Lamininler tıpkı bir tuval gibi, kök hücreler ise boya.” Proteinleri, biyoreaktör adı verilen yüksek teknolojiye sahip tanklarda yaşayan hücrelerin içinde inşa ediyorlar. Hücreler biyoreaktörde büyürken, bilim insanlarının hücreleri beslemesi, onları sıcak tutması, nefes almalarını sağlaması ve atık ürünler bırakmalarına izin vermesi gerekiyor. Kallur’ın deyimiyle: “Hücredeki besin, oksijen ve sıcaklık düzeylerinin tam olarak doğru noktada olması gerekiyor, dolayısıyla ayarlama işlemi hassas bir süreç.”

Bu süreci laboratuvar ortamında yürüten BioLamina şirketinin pazara açılabilmesi için ise büyümesi gerekiyor. Bu yüzden Kallur, İsveç‘in Uppsala kentinde bulunan GE Healthcare Life Sciences kampüsünde 21 Ağustos 2018 tarihinde açılan Testa Center araştırma merkezinde bir yer edinmek üzere kaydoldu. GE ve İsveç hükûmetinin ortak finansal desteğini alan merkez, BioLamina gibi şirketlerin üretim süreçlerini geliştirmelerini ve bu şirketlerin yüksek hacimli üretmelerini hedefliyor.

Testa Center‘dan faydalanan ilk şirket olacak BioLamina, altı aydır üretim sürecinin hazırlanması için çalışıyor. Kallur konuyla ilgili şunları söylüyor: “Artık biraz yardım alarak gerçekten büyüyebileceğimiz mükemmel bir aşamaya geldik. Testa Center’da kendi çalışanlarımız olacak ve çalışanlarımız gerekli eğitimi tam olarak aldıklarında her şeyi tesisimize getirebileceğiz.”

GE ve İsveç’teki inovasyon kurumu, Testa Center’ı iki yıl önce inşa etmeye karar verdi. GE tesise 4,5 milyon avro değerinde yatırım yaparak hem biyoreaktörleri hem de diğer teknolojileri sağladı ve bunların operasyonu için tesiste GE bilim insanlarını görevlendirdi.  Şirket, bu merkez sayesinde çığır açan tıbbi yeniliklere imza atabilecek. BioLamina gibi şirketler, enstitüler ve üniversiteler Testa Center‘ın sunduğu hizmetlerden iki hafta ila altı ay boyunca yararlanabiliyor.

Eskiden GE Healthcare Life Sciences‘ta araştırma şefi olarak görev yapan, şu anda ise GE İskandinavya ve Testa Center CEO’su unvanıyla faaliyet gösteren Lotta Ljungqvist: “Yenilik, işletmemizin temeli.” diyor ve ekliyor: “Küçük ölçekli yeni girişimlerin neye ihtiyacı olduğunu anlamamız gerekiyor, çünkü bunlar birkaç yıl içinde yaptığımız işe yön veren unsurlar haline gelecek.” Ljungqvist, Testa Center’da tesis edilen “somut olmayan bilgi akışı” sayesinde GE‘nin yeni ürün geliştirirken karşılaşabileceği risklerin azaltılacağını ve ürünlerini test etmek isteyen şirketlere güvenli bir alan sunulacağını söylüyor.

Yukarıdaki görüntüler: Eskiden GE Life Sciences’ta araştırma şefi olarak görev yapan, şu anda ise GE İskandinav Bölgesi ve Testa Center CEO’su olarak faaliyet gösteren Lotta Ljungqvist: “Yenilik, işletmemizin temeli.” diyor ve ekliyor “Küçük ölçekli yeni girişimlerin neye ihtiyacı olduğunu anlamamız gerekiyor, çünkü bunlar birkaç yıl içinde yaptığımız işe yön veren unsurlar haline gelecek.” Görüntü sahibi: GE Healthcare Life Sciences.

İsveç‘te bulunan ve projeye 10 milyon avro değerinde bir yatırım yapan inovasyon kurumu, büyük resmi de gözünden kaçırmıyor. 1660’lı yıllarda, şu anki GE kampüsüne göre şehrin karşı tarafında yer alan Uppsala Üniversitesi, dünyadaki en eski ikinci “anatomik tiyatro” ‘yu açtı; burada öğrenciler ve profesörler yapılan otopsileri izleyebiliyordu. Uppsala‘da doğan, Celcius ölçeğini keşfeden ve üniversitede astronomi dersleri veren Anders Celcius’un da bu otopsilerin bir kısmına katılmış olma ihtimali bir hayli yüksek. Tıpkı dijital muadilleri Skype ve Spotify’da olduğu gibi, İsveç hükûmeti günümüzde yeni tıbbi girişimlerin, orta ölçekli işletmelerin ve üniversite araştırmacılarının fikirlerini geçerli iş alanlarında geliştirmelerini kolaylaştırmak istiyor.

Örneğin BioLamina, Stockholm’deki Karolinska Institute‘ta bulunan Karl Tryggvason laboratuvarında dokuz yıl önce kuruldu. Hayatını lamininleri araştırmaya adayan Tryggvason, oğlu Kristian ile birlikte bu şirketi kurdu. Ekibe 2010 yılında katılan Kallur, kendi şirket merkezlerine taşınmadan önce ekibin deneyimli Tryggvason’a ait ofisin üst katında faaliyet gösterdiğini söylüyor. Yıllar içinde makula dejenerasyonu sonucunda hasar gören retinalar için kök hücreleri çubuk ve koni hücrelere, kalp hastalıkları için miyositler denilen kalp kas hücrelerine ve ya Parkinson’dan etkilenen beyinler için dopaminerjik nöronlara dönüştürebilen  bazı lamininlerin üretimi için daha fazla bilim insanını işe aldılar. Bugün ise lamininleri ilaç şirketlerine satıyorlar.

BioLamina‘nın CEO‘su Kristian Tryggvason: “Yüksek kaliteli lamininlerimize olan talep artıyor, bu yüzden kapasitemizi artırmamız gerekli. Testa Center sayesinde sözleşmeli büyük küresel üreticilere bel bağlamak yerine, bunu kendi içimizde gerçekleştirmemiz mümkün.” diyor.

2508 metrekarelik bir alanı içeren, iki katlı yepyeni bir binadan oluşan merkezde dört biyoproses laboratuvarı ile, tampo çözeltilerin hazırlanması ve analitik analizler için iki ortak laboratuvar bulunuyor. Her biri büyük birer sınıf kadar alan kaplayan biyoproses laboratuvarları, endüstriyel standartlarda bir üretim hizmeti sunmak üzere tasarlandı. Bu laboratuvarlar saflaştırılmış su, hücre kültürü için kullanılacak gazlar ve steril çalışma için gerekli hava filtreleri de dâhil olmak üzere, biyoüretim sürecinin başından sonuna kadar gerekebilecek her şeyi içeriyor. Gerektiğinde laboratuvarlar 2. biyogüvenlik seviyesi standardına yükseltilebiliyor; böylece şirketlerin grip gibi orta şiddetli virüslerle başa çıkması mümkün oluyor. Testa Center direktörü Jesper Hedberg:Bina, ilaç sektörünün gerçek ihtiyaçlarını taklit etmektedir.” diyor.

Ljungqvist, Testa Center’da tesis edilen “somut olmayan bilgi akışı” sayesinde GE’nin yeni ürün geliştirirken karşılaşabileceği risklerin azaltılacağını ve ürünlerini test etmek isteyen şirketlere güvenli bir alan sunulacağını söylüyor. Görüntü sahibi: GE Healthcare Life Sciences.

Kök hücre çalışmaları yapan BioLamina gibi şirketler ile eğitim ve genel araştırma faaliyetleri yürüten üniversitelerin yanı sıra, gelecekte Testa Center‘ı kullanacak kişiler arasında aşı geliştiriciler ile kanseri saptaması ve öldürmesi için bağışıklık sistemine yardım edecek, virüsler sayesinde yeniden programlanmış beyaz kan hücreleri kullanan şirketler de yer alacak. Odaklanılan bir başka nokta da, dünyada en hızlı büyüyen ilaç sınıfı olan biyofarmasötiklerin üretim teknolojilerinin geliştirilmesi olacak. Bu ilaçlar arasında, romatoid artrit ve sedef hastalığı gibi otoimmün rahatsızlıklarla mücadele etmek için tasarlanan Humira, Remicade ve Rituxan gibi yaygın ilaçlar da bulunuyor.

İsveç‘teki GE Healthcare Life Sciences biriminde, ilaç şirketlerinin bu ilaçları toplu bir şekilde üretmesi için kullanılan farklı teknolojiler ile malzemeler geliştiriliyor ve üretiliyor. Hedberg son 10 yılda ilaç sektöründe sessiz bir devrim yaşandığını vurguluyor ve ekliyor: “Biyolojik maddeler, vücudumuzda bulunanlara benzer moleküllerdir. Çoğu zaman bu ilaçların özgüllük değeri daha yüksektir ve daha az yan etki içerirler; bu nedenle daha etkilidirler, ancak üretilmeleri daha zordur. Bu merkez, GE de dâhil olmak üzere tüm şirketlere daha hızlı ve daha ucuz üretim yapmak için yeni yöntemler sunacak.”

Mühendislik daha hassas hâle geldikçe, ilaç şirketleri de gittikçe daha fazla sayıdaki spesifik hasta grupları için tedaviler geliştirebilecek. Hedberg sözlerine şöyle devam ediyor: “Birçok ilacın artık çok büyük hacimlerle üretilmesine gerek kalmayacak. Bu tesisin boyutu, söz konusu presizyon ilaçlarının pek çoğu için üretim süreçlerinin teste tabi tutulmasında faydalı olacak.”

Tıpkı dijital muadilleri Skype ve Spotify’da olduğu gibi, İsveç hükümeti günümüzde yeni tıbbi girişimlerin, orta ölçekli işletmelerin ve üniversite araştırmacılarının fikirlerini uygulanabilir iş sahalarına dönüştürebilmeyi kolaylaştırmak istiyor.Görüntü sahibi: GE Healthcare Life Sciences.

Bunu yapmanın yollarından biri, uzun ve yorucu sterilizasyon işlemlerine gerek kalmadan, bir ilaçtan diğerine hızlı bir şekilde geçiş yapmalarına imkân tanıyan tek kullanımlık GE biyoreaktörlerinden faydalanmak. Başka bir yaklaşım da dijitalleşmek. Ljungqvist bu tesis sayesinde GE‘nin, üretimin izlenmesi için sensörlerden veri toplanması ve algoritmaların kullanılması konusunda yeni girişimlerle birlikte çalışabileceğini söylüyor. Ljungqvist: “Bir ilaç yaptığınızda 30 yıl boyunca her gün birebir aynı sürecin kullanılması gerekir. Yüksek kalite konusundaki bu gereksinim, yenilikçi anlayışı kısıtlayabilir. Günümüzde, süreçten devamlı olarak üst düzey performans elde etmek amacıyla mantıksal analizden faydalanırken eş zamanlı olarak kaliteyi korumak ve üretkenliği artırmak da mümkün.”

Ljungqvist biyoüretim için dijital bir temel oluşturmak istediğini söylüyor. Ljungqvist ve Hedberg, bu dijital araçları değerlendirip çalıştıklarından emin olmak için Testa Center gibi gerçek ve özgün bir ortama ihtiyaç duyduklarını belirtiyorlar. Bu süreç titreşim, sıcaklık dalgalanmaları ve diğer faktörler konusunda ekipmanların izlenmesi ile başlıyor.

BioLamina‘daki ekip ise şu anda Testa Center‘da kendi proteinlerini inşa etmekle meşgul. Kallur’un doku yazdırma işlemi dâhil olmak üzere, gelecekte moleküller için kullanılabilecek uygulamalar hakkında da bir fikri var: “3D yazdırma işlemi çok mükemmel ve bu alanda uygulanabilir; ancak yine de üzerinde biraz daha çalışılması gerekiyor. Bu yöntemin, bütün bir organın ikame edilmesi için kullanılabileceğinden tam olarak emin değilim;  fakat ilaç taraması için doku yazdırma konusunda faydalı olabilir.”

Kallur bütün bu fikirleri, Testa Center kafeteryasında verilen molalarda GE çalışanları ve merkezi ziyaret eden öğrencilerle tartışabilecek. Hedberg ise Teste Center’ı şöyle tanımlıyor: “Burası ekipmanları kurcalayıp süreci anlayabilecekleri bir oyun alanı.”

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir