İnovasyon ve Önemi

13 Ocak 2014

Türkiye geleceğini nasıl tasarlamalı?

Zaman, inanılmaz bir hızla geçip gidiyor. Gözümüzü bir açıp kapayacağız, tarihler 2023 yılını gösterecek. Bugün iş dünyasına adım atanlar artık oldukça deneyimli olacak. Yönetim kademelerinde yepyeni bir nesil yer alacak. Dünya artık çok daha “küçük” bir yer haline gelmiş, teknoloji inanılmaz bir şekilde gelişmiş, bugünün fütüristik öngörüleri birer gerçek olarak hayatımızda yer almış olacak. Son on yılda yaşanan teknolojik gelişmeler, önümüzdeki 10 yılın nasıl geçeceği konusunda önemli ipuçları veriyor olsa da başdöndürücü hız ve gelişim sebebiyle uzun vadeli öngörüler giderek zorlaşıyor.

Drucker’ın da dediği gibi…

Bu noktada akıllara yönetim dehası Peter Drucker’ın o ünlü sözlü geliyor: “Geleceği tahmin etmenin en iyi yolu, onu tasarlamaktır.”  Peki geleceği tasarlamanın yolu nereden geçiyor diye baktığımızda ise karşımıza tek bir yanıt çıkıyor: Yenilikçilik.

Günümüzde yenilikçilik sadece bireysel ya da kurumsal anlamda değil toplumsal anlamda da kalkınmanın vazgeçilmez bir koşulu olarak görüldüğü için Amerika ve Avrupa Birliği ülkeleri başta olmak üzere Türkiye, Brezilya, Arjantin, Rusya ve elbette Çin gibi gelişmekte olan ekonomilerin de bel kemiğini oluşturuyor. Özellikle Başkan Obama döneminde ABD’de yenilikçilik konusunda önemli stratejiler geliştirildiği ortada. Hatta ABD Başkanlık Ulusal Ekonomi Konseyi Bilim Teknoloji Siyasası Ofisi tarafından 2011 yılında yayınlanan “Amerikan Yenilikçiliği için Strateji: Sürdürülebilir Büyüme ve Nitelikli İşlere Doğru” başlıklı belge Başkan Obama’nın yenilikçilik vizyonunu en iyi anlatan gelişmelerden biri olarak kabul ediliyor.

Türkiye’de yenilikçilik konusunda neler yaşanıyor diye baktığımızda, halen gidilmesi gereken önemli bir yol olduğunu görüyoruz. Yenilikçilik kültürünün yaygınlaştırılması hem kurumsal hem de politik anlamda Türkiye’nin son dönemde en önemli gündem maddelerinden biri haline geldi. Ancak Türkiye’nin sahip olduğu gerçek potansiyelin ortaya çıkabilmesi için bu alanda uzun zamandır yatırım yapan kurumların ve yine üniversitelerinöncü rol üstleneceğini söylemek mümkün.

Türkiye ekonomisi son dönemdeki büyüme ivmesiyle dünyada en fazla dikkat çeken ekonomilerden biri haline geldi. Ancak bu büyüme tek başına yeterli değil. Türkiye’nin küresel pazarlardaki rekabet gücünü ortaya koyabilmesi için var olan gelişmelerin köklü yenilikçilik stratejileri ile desteklenmesi şart.

Geçtiğimiz yıl 25 ülkede gerçekleştirilen “GE Yenilikçilik Barometresi” araştırması da bu konuda önemli noktaları göz önüne seriyor. Türk şirketlerinin gelecekteki performanslarını yenilikçilik stratejilerinin belirleyeceğinin altını çizen araştırma sonuçlarına göre Türkiye’deki şirketlerin yöneticilerinin yüzde 92’si yenilikçiliğin kurumları için stratejik bir öncelik olduğunu kabul ediyor. Yenilikçilik konusundaki bu enerjiye Türkiye’nin genç işgücü de eklenince Türkiye’nin küresel yenilikçilik çalışmalarında önemli bir rol oynayabileceğini de kanıtlar nitelikte.

Yenilikçilik kültürü nasıl oluşur?

Peki, ülkemizdeki yenilikçilik kültürünü geliştirmek adına yapılması gerekenler neler? GE Yenilikçilik Barometresi’ne katılan yöneticilerin yüzde 84’üne göre bu sorunun yanıtı mevcut ürün ve hizmetlerin iyileştirilmesinden geçiyor. Bunun yanı sıra yüzde 77’lik bir kesim ise uygun fiyatlı ürün ve hizmetlerin geliştirilmesinin önemine vurgu yapıyor. Türk yöneticilerin yüzde 71’i ise karlılığı artırmak adına yeni iş süreçlerinin geliştirilmesinin şart olduğunu söylüyor.

 Drucker, ‘yenilikçilik ruhu’nun geliştirilmesi adına ,1998 yılında Harvard Business Review dergisinde yayınlanan bir makalesinde şunları söylüyordu: “Günümüzde yenilikçiliğin ülkelerin kalkınmalarında ne denli önemli olduğu kabul edilen bir gerçek. Bu durumun kabul edilmesinde yoğun rekabet ve hızla değişen piyasa koşulları ve teknolojideki gelişmelerin etken olduğunu ifade etmek mümkün olacaktır. Bu bağlamda, inovasyonun nasıl yapılacağı ise anahtar soru konumuna sahiptir. Bugünlerde sıklıkla dile getirilen konulardan bir diğeri ise ‘girişimcilik ruhu’. Ancak benim son 30 yılda tanıştığım girişimcilerin çok küçük bir bölümü girişimci ruhuna sahip. Tüm başarılı girişimcilerde gördüğüm şeyi ortak bir kişilik özelliği olarak betimlemem doğru olmayacaktır. Ortak özellik olarak niteleyebileceğim asıl unsur yenilikçilik alanında sistemli bir biçimde pratik yapabilecek, bunu tecrübe edecek iş yapma biçimlerini benimsemiş olmalarıdır.”

Gençleri sürece dahil etmeliyiz

Türkiye’de yenilikçilik ortamının gelişmesi konusunda gereken tüm şartlar hazır durumda. Yapılması gerekenler ise oldukça açık bir şekilde ortada… Her ne kadar pratik hayatta bir yenilikçiliğin ne kadar başarılı olacağını önceden kestirmek çok mümkün olmasa da, başlangıç aşamasından itibaren standartları belirleyici, odaklanmış, stratejisi önceden belirlenmiş bir yapıya sahip olması gerekiyor. Tüm bunların ötesinde yenilikçiliğin yoğun ve özel bir çaba gerektirdiğini de unutmamak gerekiyor.

Bu aşamada Türkiye’deki üniversitelere önemli bir rol düştüğünü de hatırlatmalıyız. GE Yenilikçilik Barometresi’nde ortaya çıkan sonuçlar Türkiye’de üniversiteler ile ilgili yapılan değerlendirmelerin küresel ortalamanın altında olduğunu gösteriyor. Özellikle Ar-Ge konusunda üniversiteler ve iş dünyası arasında bir işbirliği ortamının yaratılması, yurt dışında yapılan başarılı çalışmaların örneklerini Türkiye’de de görmemize ve ülkemizde de yenilikçi liderlerin gelişmesine yol açacak gibi görünüyor. Katılımcılarının yüzde 67’sinin eğitim müfredatının şirketlerin ihtiyaçlarına uygun hale getirilmesi gerektiğini savunması bu bağlamda araştırmanın en önemli bulgularından biri…

Yorumlar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir