İlham Verenler I: Evrim Erdoğuş

17 Şubat 2020

Son dönemlerde sık sık kurumsal hayattan start-up dünyasına adım atanların ilham veren başarı hikâyelerine rastlıyoruz. Hepsi de birbirinden cesur ve fark yaratan bu hikâyelerin baş kahramanları gerçekten de birçok kariyer yolculuğunda herkese ışık olmayı başarıyor. Ancak birazdan burada okuyacaklarınız kariyerini tam tersi yönde, alışılmışın dışında ilerletmiş bir profesyonelin hikâyesini içeriyor.

İlham Verenler yazı dizimizin ilk yazısının kahramanı Evrim Erdoğuş: Erdoğuş, kendi start-up’ından sonra, “start-up gibi yönetilen” dünya devi GE’nin kurumsal dönüşümüne katkıda bulunan isimlerden biri. Herkese keyifli ve ilham dolu okumalar!

Kurumsal Bir Start-Up’ta Dijital Ekipleri Yönetmek

Evrim Erdoğuş, GE Türkiye Teknoloji Merkezi’nde dijital ekibin başındaki isim. Hatta bu ekibi yıllar içinde oluşturan ve bölümün gelişiminde oldukça önemli roller üstlenmiş bir mühendis. Bir anlamda kurumda tarihi misyonu olan isimler arasında yer alıyor; zira yaklaşık 130 yıllık tarihinde GE’nin yaşadığı belki de en büyük dönüşüm projesinin, dijital bir endüstriyel şirkete geçişin Türkiye ayağındaki mimarlarından biri.

Erdoğuş, 2000’lerin başlarında, İTÜ Elektrik Mühendisliği bölümünde okurken yazılımla tanışıyor ve mühendisliği de sevmesine rağmen ev arkadaşıyla beraber bu işi yapmaya başlıyor. Geçirdikleri öğrenme sürecinden sonra çeşitli şirketler için pazarlama yazılımları yazarak para kazanmaya başlıyorlar. Erdoğuş, yaptıkları işe o zamanlar start-up demediklerini, şimdiki gibi bir ekosistem olmadığını söylüyor. “Start-up olduğumuzu şimdi fark ediyorum ben. Freelance development yapıyor ve bir şeyler satıyorduk. Açıkçası küçük bir iş kurduğumuzu zannediyordum, ama şimdilerde anlıyorum ki biz aslında start-up yapıyormuşuz, startup kültürü geliştirmeye çalışıyormuşuz.”

İş dünyasına ilk adımı henüz üniversite sıralarında giriştiği start-up hayalleriyle atan Erdoğuş, mezuniyetinden sonra da bu macerayı bir süre devam ettiriyor. Ancak para kazanamamaya başlayınca daha profesyonel yazılım yapan bir yerde iş arayışına giriyor. O sırada yine start-up mantığında büyüyen bir Voice Over IP firmasında bir süre çalışıyor. Bir yandan da kendi ufak tefek işlerini sürdürmeye gayret etse de bu iş uzun soluklu olmuyor.

İlk start-up denemelerinde neden başarısız olduklarını bugünden bakınca şöyle yorumluyor Erdoğuş: “Çünkü finans bilmiyorduk ve nakit akışını sağlamak ve ürünü anlamak çok zordu. Ürünle ilgili neler yapabileceğimizi tam bilemiyorduk. Müşteriyle nasıl konuşulacağını bilmiyorduk. O zamanlar şimdiki gibi genç yaşta öğrenmek için koçluklar da yoktu.”

Hemen akabinde askere gidiyor Erdoğuş. Askerdeyken bir görev esnasında telefonu çalıyor ve o yıllarda GE’de işe alımcı olarak çalışan Sadiye Hanım’la kısa bir telefon mülakatı yapıyorlar. Askerden sonra yine kendi işini yapma planları kuran Erdoğuş, İngilizce yapılan bu telefon görüşmesinden sonra konuyu unutuyor. Fakat askerliğini bitirdiğinde GE kendisini iş görüşmesine davet ediyor ve kendini bir anda GE çalışanı olarak buluyor.

Böylece beş yıl boyunca hem start-up’larda çalışan hem de kendi start-up deneyimi yaşamaya çalışan Erdoğuş, 2008’de kurumsal bir şirkette çalışmaya başlamanın getirdiği karmaşık duygular yaşıyor. Daha önce kurumsal bir şirkette çalışma isteğinin hiç olmadığını belirten Erdoğuş, hep kendinin bir şeyler yapmak istediğini ya da bir start-up’ta çalışmak istediğini söylüyor. “Fakat kısa bir süre sonra kurumsal bir şirkette bir sürü özgürlük alanı fark ettim. Asıl istediğimin özgürlük alanı olduğunu anladım. İşe başladıktan sonra GE’yi sevmeye başladım. Burada çalışmanın ve iş yapmanın güzel olduğunu düşünmeye başladım.” diyor.

Erdoğuş daha sonra GE içinde farklı roller üstlenmeye başlıyor. Yalın 6 Sigma Siyah Kuşak olur. Bu sırada organizasyonun yapısını kavrıyor. Şirketin neye benzediğini, neler yapabildiğini, verimlilik alanlarının neresi olduğunu adım adım çözüyor.

GE de ise o sırada büyük bir dijital dönüşümün ilk aşamaları yaşanıyordu. Kendi dijital ekiplerini kuran şirketin seçkin bir mühendislik ekibi olduğunu söyleyen Erdoğuş ancak Türkiye’deki yetenek havuzundan GE’nin haberinin olmadığını fark ettiğini belirtiyor. Kısa bir süre sonra dijital ekibin başına geçtiğinde de ilk işi, bu aradaki açığı kapatmak üzere neler yapılabileceğini araştırmak üzere kolları sıvamak oluyor.

“Daha önce kafamda hep kendi işimi yapmak olduğu için bu düşünce çok işime yaradı. O ‘ne yapabiliriz?’ sorusu, benim o düşünce setiyle hareket etmem ve GE’nin de buna izin vermesi bize şöyle bir avantaj sağladı: GE’yi kimse bilmiyordu. Türkiye’deki yetenek havuzuyla ne yapabileceğimizi bilmiyorlardı. Küçük bir ekiptik. Aynı bir start-up’mış gibi küçük örnekleri gösterip küçük başarılar kazanıp buraya GE’nin dijital alanda daha çok yatırım yapması için yönetimi ikna ettik. Bu ufak ufak şeylerle başladı. İlk başta GE dünyaya yeni bir teknoloji sunuyordu. O teknolojiyi biz Türkiye’de denedik, örneklerini gösterdik. Sonra ‘Bu teknolojiyi acaba Türkiye’de yapabilir miyiz?’ dediler. GE, Türkiye’ye daha çok insan için yatırım yaptı. Böyle böyle büyümeye başladık. Büyüdükçe de daha hızlı start-up mantalitesiyle hareket edince GE’nin dünyanın diğer bölgelerindeki birimlerinden farklı olarak birdenbire fark yaratmaya başladık.”

GE gibi küresel bir firmada bu başarıyı elde etmek çok kolay değil. Zira GE’nin yazılım üretmek için seçebileceği ülke sayısı hayli fazla ve o ülkelerde de oldukça değerli çalışanlar istihdam ediliyor. Peki Türkiye’nin seçilmesini sağlayan bu farkı yaratan neydi? Erdoğuş’a göre, birinci faktör Türkiye’nin yetenek havuzunun gayet iyi durumda olması. “Yazılımcılarımız gayet doğru işlere odaklanmış durumdalar ve öğreniyorlar. Fakat bunu dünyanın başka bir yerinde de bulabilirsiniz. Mesela Polonya’da ya da Fransa’da. Diğer yandan, bütün bu teknik anlamdaki kabiliyet ve yeteneklerimizin yanında bize katkı sağlayan nokta, bizim çalışan kültürümüzün çalışmayı sorgulamak bir yana, işi sanki kendi işleri gibi sahiplenmeye çok alışkın olması. Bu sahiplenme, insanlarla yakın iletişim kurmak, ciddi bir dil bariyeri olmasına rağmen konuşmaya çalışmak, insanlara fikir vermek, çekinmeden karşı tarafa fikirlerini söylemek bizi diğer dijital organizasyonlardan ayrıştırdı.”

Erdoğuş’a göre bu ayrışma sayesinde GE Türkiye dijital ekibi “dinleyen değil, anlatan” hâline geldi. Zira o ve ekibinin anlatacak hikâyeleri çoğaldıkça stratejileri ve yapmak istedikleri, organizasyonlar içerisinde daha belirgin hâle gelmeye başladı. Böylece GE Dijital’in ve GE’nin içerisindeki dijital organizasyonların Türkiye ekibine ihtiyacı da artmaya başladı. Tıpkı bir start-up gibi hareket ettiklerini belirten Erdoğuş kendilerini dönüştürerek düşünce üreten bir organizasyon hâline getirdiklerini söylüyor. “Bir tek ürün değil fikir de üreten hâle geldik. Bu da bizim etki alanımızı artırdı.”

GE Değişti, GE Türkiye’nin Dijital Ekibi de Değişti

GE’nin etki alanının bu şekilde gelişmesinden sonra başka dönüşümlerin de tetiklenmesi kaçınılmaz oldu. Başta 15 kişi olan ekip zamanla 50 kişiye ulaştı. Büyüyen organizasyonun sorumluluk şekli değişti; zira daha büyük bir organizasyonun farklı yeteneklerini kullanarak gelişmesi gerekliydi. Burada da Erdoğuş ve ekibi, bir dijital organizasyon olarak kendi dijital transformasyonunu yapmaya yöneldi. Çalışma şekli farklılaştı, daha çevik üretimin nasıl mümkün olabileceği araştırıldı, ekibe değişik fonksiyonlar dâhil edildi. Teknik ürün yöneticileri, DevOps’çular, kaliteciler, veri bilimciler, veri mühendisleri gibi değişik roller devreye girmeye başladı. Bu roller sayesinde de yetenekler çeşitlendirilmiş ve farklı alanlarda da Türkiye’ye yatırım yapılması sağlanmış oldu.

GE Havacılık Türkiye dijital ekibi bugün 150 kişiye ulaşmış durumda. Ürün portfolyosu olarak bakıldığında; GE Havacılık Dijital’in bütün ürün portfolyosunu Türkiye birimi destekliyor. Bunun yanında çok önemli bir başka iş de GE’nin kendi verimliliğini artıracak ürünler. Ekibin bu alanda da etkisi çok yüksek. Özellikle de havacılık kısmında. Mühendisliği geliştirecek, daha verimli hâle getirecek çok önemli ürünler geliştiriyorlar ve bu ürünler GE’nin içerisinde birkaç on milyon dolarlık tasarruflar sağlıyor. Ekip bu projeler için veri bilimi üzerine çalışırken diğer yandan da yazılım yapmaya, yazılımla beraber de büyümeye devam ediyor. GE ekibinin yarısı GE’nin kendi dijital transformasyonu için çalışırken diğer yarısı da müşterilerin dijital dönüşümü ya da onlara dijital ürünler sunmak üzere çalışıyor. Erdoğuş’a göre bu ikisi birbirini besleyen unsurlar. Çünkü GE kendi dijital dönüşümünden öğrendiklerini, dışarıya verdiği ürünlerin içerisinde kullanabiliyor. “Ürünü daha iyi hale getirmek için o tecrübeyi de içine akıtabiliyoruz.”

Erdoğuş, GE’ye kendisinin en büyük katkısının ne olduğunu ise şöyle özetliyor:GE’nin yazılım organizasyonu üzerine kafa yordum ve Türkiye’deki yetenek havuzuyla yapılacak şeylerin listesini çıkarıp o an yaptığımız ama bize çok getirisi olmayacak, bizim için geleceği olmayan işlerden stratejik olarak kurtulup yapabileceklerimize odaklanmaya başladık. Benim herhalde yapabildiğim en iyi şey vazgeçebilmek olmuştur. Bazen senelerdir desteklediğimiz, çok sevdiğimiz ürünlere dönüp baktığımızda aslında Türkiye’de yapmanın herhangi bir getirisi olmadığına kendimizi ikna edip bu ürünlerden vazgeçip oradaki kaynakları, oradaki çalışma arkadaşlarımızı gerçekten faydalı olabileceğimiz ürünlere kaydırmak galiba benim insanlara verdiğim en büyük katkı olabilir çünkü o vazgeçme süreci biraz zor. Bir de benim kafa yapım inşa etmek, oluşturmak üzerine kurulu. Planlamak ve bu planı takip etmek çok önemli. Bir şeyler üzerinde düşünmek çok önemli ama uygulamak da en az onlar kadar önemli. Bu konuda da çok istekliyim. Yapmak da ortaya bir şeyler koymak da bizi son birkaç senede büyüten en önemli noktalardan biri.”

Ne Yapıyorlar?

Peki Erdoğuş ve ekibi GE’de neler yapıyor? Erdoğuş, karmaşık operasyonlara sahip havayolları için geliştirdikleri ve havacılık operasyonunu iyileştirmeye çalışan ürünleri şöyle örnekliyor: “Havayolları operasyonları çok karmaşık operasyonlar. Bir havayolu aynı anda binlerce uçuşu yönetiyor olabilir. Herhangi bir gecikme ya da iptal anında, bütün uçakların yeniden düzenlenmesi gerekir. Bu yeniden düzenlemeyi sağlarken hem havayolunun kendi uçuş optimizasyonunu yapması hem de yolcuların en kolay şekilde istedikleri yere gitmesini sağlamalısınız. Bizim uygulamalarımız, arka planda yapay zekâyla çözümlemeler yapıp havayollarında bu gecikme ya da iptaller olduğunda hızlıca çözümler üreterek havayollarının bütün uçuşlarını tekrar planlayabilmelerine imkân tanıyor. Biz onlara çözümü verip bu departmanların işlerini hem hızlı hem daha kârlı hem de yolcularını mutlu ederek gerçekleştirebilmelerini sağlıyoruz. Türkiye’de bu uygulamayı gerçekleştiriyoruz.”

GE Dijital Ekibinde Eşitlikçi Yaklaşım

GE’nin tüm organizasyonlarında olduğu gibi GE’nin dijital ekibinde de kadın erkek çalışan dağılımı dengesine özen gösteriliyor. Lider ekipteki kadın oranı %50’nin üzerinde. Ekibin genelinde ise kadın çalışan oranı %25’lerin üzerinde. Yaş ortalaması da 30 civarında. Erdoğuş, ekipte hem 23 yaş hem 40 yaş civarında çalışanlar olduğu için nesiller arasındaki bakış açısı farklılığını da iyi bir şekilde gözlemleyebildiğini vurguluyor. Yeni nesilin oldukça sorgulayıcı olduğunu belirten Erdoğuş, sorgulayarak kendileri ve organizasyon için en iyi olanı bulma çabaları olduğunun altını çiziyor. Diğer yandan ise Erdoğuş’a göre, her şey gibi mühendislik de değişti ve daha fazla mühendislik yapmak için yeni neslin eski nesle kıyasla daha çok çaba sarf etmesi gerekiyor. Erdoğuş bununla ne demek istediğini şöyle açıklıyor: Yeni nesilin ulaşabildiği çok fazla kaynak var. O bilgi bombardımanı içerisinde de biraz daha zamana ihtiyaçları oluyor. Eski nesil ise bazen yeni teknolojilere biraz uzak kalmış olabiliyor. Onların da o yeni teknolojilere adapte olması çok uzun zaman alıyor. Güzel bir zemin. Bence böyle iyi bir karışımın içerisinde olmak herkese faydalı, ayrıca herkesin birbirini anlaması açısından da önemli. Hep aynı tip insanlarla aynı şekilde durmaktansa böyle bir spektrum içerisinde birbirimizi tanımak hepimize iyi geliyor.”

Hedef Büyümeye Devam Etmek

Önümüzdeki dönem için hedeflerinin büyümeye devam etmek olduğunu vurgulayan Erdoğuş, büyümeyi sayı artışı olarak tanımlamaktan kaçınıyor. Onun için büyümek, mutlak sayı artışı demek değil. Büyümek, kütleyi artırmak demek. Özgül ağırlığınızı artırarak da büyüyebilirsiniz. Dolayısıyla GE’ye yeni ürün yöneticileri, yeni ürün grupları, eğer yapabilirlerse daha fazla ürünün sahipliğini getirmek istediklerini belirten Erdoğuş, insan sayısının artışını bunun doğal bir sonucu olarak görüyor: “Ancak burada önemli olan yeni ürün sorumluluklarını içeri almak. Bunun sonucu olarak büyüme öngörüyoruz.”

Erdoğuş’un kendisi adına da bir sonraki amacı, Türkiye’deki bu organizasyonun önemini hem Türkiye’de hem de bulunduğumuz bölgede anlatmak.Buna hem Avrupa bölgesi diyebilirsiniz hem de Ortadoğu ve Afrika’da diyebilirsiniz. Ona göre, Avrupa’da büyüklük olarak onlara en yakın ekip ancak Prag’da bulunabilir. O yüzden bunu biraz daha anlatmak, varsa da diğer yazılım ekipleriyle yan yana gelmek gerekiyor.

Erdoğuş bir farkın altını da özellikle çiziyor: “Bazen uluslararası yazılım ekipleri olabilir ama onlar genellikle bir yerde, örneğin ABD’de üretilen ürünün üzerine “customization” yapmak için ya da müşterilere ‘custom solution-özel çözümler’ üretmek için tutulabiliyorlar. Biz burada GE’nin dünyaya sattığı ürünleri üretiyoruz. Yani Silikon Vadisi’nde üretilen ürünleri biz nasıl burada kullanıyorsak; Türkiye Teknoloji Merkezinde üretilen ürünleri de dünyanın her yerindeki kullanıcılar kullanıyor.” Erdoğuş’un kişisel olarak yapmayı amaçladığı şeylerden biri ise tam da bu durumu biraz daha anlatılabilir hâle getirmek.

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir