Et Piyasasına Enerjik Çözüm: Biyokütle

6 Nisan 2016

Hayvansal atıkları maliyet kalemi olmaktan çıkarıp bir gelir kalemine dönüştürerek hem enerjide kaynak çeşitliliğini sağlamak hem de et fiyatlarını istikrarlı hale getirmek mümkün…

Belki duymuşsunuzdur. Türkiye’de engellileri hayata daha fazla katmayı, bağlamayı hedefleyen bir sosyal sorumluluk projesi var.

Küçük bir destekle, onların hayatının nasıl da iyi yönde değiştiğini gösteren bu projenin sloganı da tek başına çok şey anlatıyor…

“Bir şey değişir, her şey değişir!”

Neden mi? Çünkü her ne kadar biz onu çeşitli alt kategorilere ayırmayı çok sevsek de, hayat aslında bir bütün.

İşte tam da bu yüzden, herhangi bir alanda yapacağımız bir düzenleme, küçük bir müdahale, hayatın diğer alanlarında çok anlamlı, çok pozitif etkiler yaratabiliyor.

Bunun bir örneğini, her ikisi de her birimizin hayatını çok yakından ilgilendiren iki konu arasındaki ilişkiden vermek istiyoruz: Gıda ve enerji…

Hadi başlayalım…

Türkiye son aylarda et fiyatlarındaki fahiş fiyatları tartışıyor.

Hükümet fiyatları düşürebilmenin çarelerini arıyor. Bu amaçla gıda sektörü temsilcileriyle sık sık toplantılar düzenliyor.

Toplantılarda et ithalatına izin verilmesinden Et ve Süt Kurumu eliyle piyasaya müdahaleye kadar bir dizi öneri konuşuluyor.

Tartışmaların alt başlıkları da var.

Et ithalatını devlet mi yapsın, özel sektöre izin mi verilsin sorusuna cevap aramak bunlardan biri.

Bir diğer soru perakende piyasaya müdahaleyle ilgili. Marketlere ve kasaplara fiyat tavanı mı uygulansın yoksa Et ve Süt Kurumu doğrudan perakendeciye satış mı yapsın?

Hatta geçmişte ufak çaplı denemeleri yapılan Et ve Süt Kurumu’nun perakende satış noktalarında düşük fiyatlı et satılması da konuşuluyor.

shutterstock_89626972

Tabii tüm bunlar anlık çözüm arayışları. Bir de daha orta vadeli çözüm önerileri var. O da süt ve et fiyatları arasındaki ilişkiyle ilgili.

Süt fiyatlarında istikrar sağlanabilirse, et fiyatlarının da istikrarlı bir çizgiye oturabileceği düşünülüyor.

Gerekçesi de şu: Süt fiyatlarının yüksek seyrettiği dönemlerde kesime gönderilen hayvan sayısı düşüyor. Bu da et arzının azalmasını, dolayısıyla et fiyatlarının yükselmesini beraberinde getiriyor.

Oysa süt fiyatları istikrarlı seyretse, kesime gönderilecek hayvan sayısında da bir istikrar yakalanabilir. Böylece et piyasasında da aşırı fiyat dalgalanmaları yaşanmaz.

Bu yaklaşım ilk bakışta gayet mantıklı görünüyor. Ama soruna kalıcı bir çözüm olması zor. Çünkü bu kez de “süt fiyatlarının istikrarını neyle garanti altına alacaksınız” sorusu ortada duruyor.

Peki, başka kalıcı çözüm yolları bulunamaz mı?

Elbette bulunabilir. İşte bir öneri… Öncelikle Türkiye’de et ve süt talebini karşılayacak canlı hayvan varlığı sayısı belirlenir. Ardından bu sayıya ulaşmak için canlı hayvan yetiştiriciliğine destek sağlanır.

İyi de zaten et ve süt hayvancılığına devlet teşvikleri sağlanıyor. Hatta bölgesel teşvik mekanizmasıyla da özellikle bazı bölgelerde bu alandaki yatırımların artırılmasına çalışılıyor.

Doğru, teşvikler var ama istenilen sonuç elde edilemiyor olmalı ki süt ve et piyasasında bir istikrar yakalanamıyor.

O halde ne yapılabilir?

Hayvancılığa yatırım yapmayı düşünenler için maliyet kalemlerinden bir ya da birkaçıyla oynanabilir. O da çevre ve atık yönetimiyle ilgili kalemler olabilir.

Biliyorsunuz atık yönetimi son yıllarda tüm sektörlerdeki yatırımcıların en önemli maliyet kalemlerinden biri. Atıkların bertaraf edilmesi, geri dönüşümü, uzaklaştırılması, saklanması gibi meseleler hem beşeri hem finansal kaynak kullanımı ihtiyacını artırıyor.

Oysa hayvancılık sektöründeki atıklar büyük oranda geri dönüştürülebilecek durumda. Hatta bu sektördeki atıkların çok önemli bir kısmı gelir kalemi haline getirilebilecek kadar değerli.

İşte çözüm de tam burada. Hayvancılık yatırımı yapanlara, atıklarından enerji üretmeleri halinde hem enerji giderlerini azaltma hem de ihtiyaç fazlası enerjiyi gerek elektrik olarak gerekse birincil enerji kaynağı olarak dışarıya satma gibi çözümler sunulmalı.

Bu da hayvancılık yatırımlarının aynı zamanda yan bir sektör olarak biyokütleye dayalı enerji yatırımlarını tetiklemesi anlamına gelir. Üstelik hayvansal ve bitkisel atıklar sadece biyogaz ve oradan da elektrik üretiminin yanı sıra başka değerli çıktılar da sağlıyor.

shutterstock_248898337

Gazı alınmış organik atıkların posaları zararlı unsurlardan arındırılıp, dünyanın en sağlıklı, en doğal gübresine de dönüştürülebiliyor. Bu da Türkiye tarım sektöründe kimyasal yerine doğal gübre kullanımının yaygınlaşması anlamına geliyor.

Ve sonuç. Hayvancılık yatırımlarının biyokütle yatırımlarıyla bir arada ele alınması sayesinde Türkiye’de canlı hayvan sayısı hızla artar ve bırakın yurt içinde et fiyatlarının fahiş denilebilecek seviyelere yükselmesini, maliyetler düşeceği için çevre ülkelere et ihracatı imkânları da ortaya çıkar.

Öyle ya, Türkiye enerjide dışa bağımlılıktan kurtulmak için ille de ve sadece yeraltında fosil kaynak aramaya par harcamak zorunda değil. Görüldüğü gibi, zaten elde bir kaynak var. Hem çevreyi koruyacağız, hem enerjimizi ve doğal gübremizi elde edeceğiz hem de et ve süt fiyatlarımız istikrarlı hale gelecek.

O halde, nasıl ki refah göstergelerinden biri kişi başına tüketilen enerjiyse, refah artışı sağlayacak diğer yol ve yöntemlerin anahtarı da yine enerji sektöründe gizli.

Yani bir yandan fosil kaynak ararken bir yandan da eldeki finansal kaynakları en iyi şekilde değerlendirmek için bu konularda akıl, fikir, proje aramak lazım.

Yorumlar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir