Enerjinin Geleceği ve Dijital Dönüşüm

28 Mayıs 2019

Elektriğin olmadığı, enerjinin verimli ve temiz kullanılmadığı bir dünyanın sürdürülebilir bir geleceği olmadığına inanıyorum. Bu nedenle enerjinin geleceğini, bizi bu endüstride nelerin beklediğini büyük bir dikkatle değerlendirmeliyiz. Bugün, enerji endüstrisinin geleceğini 4D’yi oluşturan kavramlarla anlatılıyoruz. Gelecekte enerji “Digitised, Decentralised, Democritised ve Decarbonised” olacak.

Her endüstrinin, şirketlerin ve uygulamaların dijitalleşmeye başladığı dünyada enerjinin geleceğindeki dijitalleşme konusu oldukça kritik bir öneme sahip. Bu kaçınılmaz değişimi, yani enerjinin dijital dönüşümünü doğru okumamız gerekiyor. Dijitalleşme, enerjinin daha verimli bir şekilde üretilebilmesi, iletilebilmesi ve dağıtılabilmesi için anahtar kavramımız. Her ne kadar şu anda bu akımı tamamen yakalamış, enerjide tamamen dijitalleşmiş hiçbir ülke olmasa da, Türkiye’nin bu değişimi ve dönüşümü mutlaka yakalaması, treni kaçırmaması lazım.  Bu konuda hızlı adımlar atarsak hem dışa bağlılığımızı azaltabiliriz hem de enerjiyi verimli kullanarak maliyetlerimizi kısabilir ve ülke ekonomisine önemli katkılar sunabiliriz. Bu alanda kazanımlar çok büyük. Elektrik üretiminde kullanılan yakıt miktarının %1 azalması, 15 yılda 66 milyar dolar tasarruf anlamına geliyor. Bir rüzgâr santralinin dijitalleşmesiyle ise %20’ye kadar verimlilik sağlanabiliyor.


Dijital İkizle Gelen Dönüşüm


Şirketlerin varlığının sanal bir temsilini sağlayan dijital ikiz teknolojisi dünya çapında gün geçtikçe daha fazla fayda sağlar hale geliyor. Söz konusu dijital ikizler, çizimler, modeller, malzeme faturaları, mühendislik analizi, boyut analizi, üretim verileri ve operasyonel tarihçesi gibi varlıklarla ilgili bilgilerin bir arşivini içeriyor. Bu geçmiş bilgi, varlık performansını karşılaştırırken temel olarak kullanılabiliyor. Fiziksel dünyada bir zarara uğramanın önüne geçilmesi için tüm riskler dijital ikizde gözlemlenebiliyor. Sistemlerin işleyişi ve verimliliği önce dijital ikizinde izlenebiliyor. Enerji endüstrisi de bu inovasyondan ve eşsiz faydalarından payını alıyor. Rüzgâr türbinlerinin dijital ikizleri ile öngörülebilir bakımlar yapılabiliyor ve henüz arıza oluşmadan bakımlar gerçekleşebiliyor. Bu da türbinlerin durmasını ve yatırımcının zararını engelliyor. GE olarak gaz türbinlerinin dijital ikizlerini izleyip ona göre aksiyonlar alan ve Atlanta’da bulunan Enerji İzleme ve Kontrol Merkezi’ne sahibiz. NASA’nın görev kontrol merkezini andıran merkezde sayamayacağınız kadar bilgisayar ve duvardan duvara gerçek zamanlı çalışma koşullarını gösteren LED ekranlar bulunuyor. Merkez, 950’den fazla enerji santralinin içindeki 5.000 türbini, jeneratörleri ve diğer ekipmanları izleyerek 75 ülkede 350 milyon kişiye hizmet veriyor. Yaklaşık 20 yıldır bu türbinleri izlediğimiz için çok büyük bir veriye sahibiz ve artık algoritmaların nerede nasıl kullanılacağına ilişkin büyük ve derin bir operasyon bilgisi sunabiliyoruz.


Yenilenebilir ve Depolanabilir Enerji


Dünyada enerji üretimi giderek daha çok yenilenebilir kaynaklardan elde edilmeye başlandı. Enerji, birincil enerjideki artışın %40’ını oluşturan en hızlı büyüyen enerji kaynağı olarak öne çıkıyor. Ancak yenilenebilir enerjide de dijital teknolojilere uyumlu yeni altyapılar inşa etmek, mevcut yapılara dijital hale getirmek gerekiyor. Öngörülere ve yapılan araştırmalara göre, 2040 yılında yenilenebilir enerji santralleri küresel enerji yatırımın üçte ikisini oluşturacak. McKinsey’e göre 2040’a kadar Asya’da 1.587 tane yenilenebilir enerji tesisi devreye girecek. Yenilenebilir enerjide başarıyı yakalamak için sadece üretimin değil iletimin de altyapıyı da yine dijitalleşmeye uygun, yapay zekânın desteklediği bir şekilde gerçekleştirmesi gerekiyor. Bunun için enerji nakil hatları güçlendirilmeli, üretim dağıtık enerji ile desteklenmeli ve depolama teknolojileri kullanılmalı. Bu anlayışa uygun şekilde, GE Şebeke Çözümleri ile havadan ayrıntılı görüntüler alabilen, analiz için anında bulut tabanlı bir platforma veri aktaran dijital sensörler ve kameralarla donatılmış uçan drone’lar kullanıyoruz. Böylece şebeke kopmalarının önüne geçebiliyoruz, yapay zekâ destekli çözümlerimizle bir enerji şebekesinde görüntü verilerindeki anormallikleri kolaylıkla algılayabiliyoruz.

Günümüzde, elektrikli araçlardan mevcut elektrik iletim ve dağıtımın verimlileştirilmesine kadar her alanda enerjinin saklanabilmesi ve pil teknolojisi çok büyük bir rol oynayacak. Şu anda GE Rezervuar çözümümüz ile enerji depolaması üzerine çalışıyoruz. Bu anlayışla geliştirilen GE Rezervuar çözümü, yaklaşık 26 tona kadar toplam lityum iyon pil kapasitesi sayesinde 4MW’ten daha fazla enerjiyi, konteyner büyüklüğünde bir alanda saklayabilecek. Böylece enerji tam olarak kesintisiz sunulacak. Böylece üretilen enerji, düşük talep durumunda rezervuarda depolanabilecek.

Son olarak, sayılarla enerjinin geleceğine bakarsak, Uluslararası Enerji Ajansı, önümüzdeki yirmi beş yıl içinde 20 trilyon dolarlık enerji teknolojisi yatırımı yapacağını tahmin ediyor. 2035 yılında ise güneş enerjisi kullanımı, 2015 yılındakinden %150 daha fazla olacak. Yukarıda bahsi geçen dijitalleşme çalışmalarının hızlanması ve yaygınlaşması gerekiyor çünkü teknolojinin hızına yetişemeyen sistemler ve kurumlar rekabette geride kalarak tarih olma riskiyle karşı karşıya kalacak. İnanıyorum ki, enerjide dijitalleşme stratejilerinin doğru ve etkili uygulanmasıyla daha verimli ve temiz bir gelecek bizi bekliyor.

Konu ile ilgili tüm sorularınızı bana @CananMOzsoy Twitter adresimden iletebilirsiniz.

Yeni yazılarımda görüşmek üzere,

Canan Özsoy

GE Türkiye CEO’su ve Genel Müdürü


Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir