Ekonominin Önemli Bir Kaldıracı: Kadın İstihdamı

9 Mart 2017

Türkiye önüne koyduğu 2023 yılında dünyanın ilk 10 ekonomisi içinde yer alma hedefini yerine getirebilmek için çok önemli bir kaldıraca sahip: Kadın istihdamını artırmak.

Ne yazık ki şu anda kadın istihdamı ekonomi açısından atıl bir kapasite durumunda. TÜİK’in 2016 verilerine göre Türkiye nüfusunun yüzde 49,8’ini kadınlar oluşturuyor. Kadınların istihdam oranı (yüzde 26,7) erkek istihdam oranının (yüzde 64,8) ancak yarısı kadar. Tüm eğitim düzeylerinde kadınlar erkeklere oranla daha düşük ücret alıyor. ILO’nun İş Hayatında ve Yönetimde Kadın Raporu’na göre (Ocak 2015) Türkiye’deki kadın CEO oranı yüzde 2, şirket yönetim kurullarındaki kadın oranı yüzde 9. Bağımsız denetim, vergi ve danışmanlık firması Grant Thornton tarafından 36 ülkeden 5526 katılımcı ile yapılan araştırmaya göre, Türkiye’de yönetimdeki kadın yüzdesi, 2012 yılında yüzde 31 iken, 2017’de yüzde 23’e geriledi. Araştırmaya Türkiye’den katılan şirketlerin yüzde 21’inde hiçbir kadın yönetici yer almıyor. Türkiye, yüzde 23’lük kadın yönetici oranı ile 36 ülke arasında 25’inci sırada. 550 milletvekilinin bulunduğu TBMM’deki kadın temsil oranı ise yüzde 14,7. Bu özellikleriyle Türkiye, Dünya Ekonomik Forumu Cinsiyet Eşitliği Endeksi’nde 144 ülke içinde ancak 130’uncu sırada yer alabiliyor.

Kadına Yatırım Artarsa

Kimi şirketler ve ülkeler hâlâ kadın-erkek eşitliğine yatırım yapmaktan uzak duruyor, bunu “lüzumsuz bir harcama” olarak görüyor. Oysa kadın-erkek eşitliğine yatırım aynı zamanda ekonomik kalkınma anlamına geliyor.

McKinsey Women Matter Türkiye 2016 raporunda hesaplandığı gibi, Türkiye kadın istihdamını artırma yönünde güçlü önlemler alırsa, 2025 için koyduğu yüzde 36’lık hedefini yüzde 63’e çıkarabilir; bu sayede GSYİH’sını yüzde 20 artırarak 200-250 milyar dolara ulaştırabilir.

Gene McKinsey’in 2015’de yaptığı bir araştırmaya göre, cinsiyet eşitliğine önem veren firmalar sektör ortalamalarından yüzde 15 daha fazla getiri sağlıyor. Kadınların sağlığı, hakları ve refahı için harcanacak her 1 dolar, ekonomiye 20 yılda 30 dolar olarak geri dönüyor. Kadınlar kazandıklarının yüzde 90’ını ailelerine harcıyor (Erkekler ise yüzde 30-40’ını). Kızların ilk ve orta öğrenimine eklenecek her 1 yıl, ileride onların gelirini yüzde 15-25 artırıyor, ülkenin GSMH artış oranına her yıl 0,37 puan katkı yapıyor. Türkiye’de kadınların tam zamanlı çalışma hayatına katılımında yüzde 6’lık bir artış ise yoksulluğu yüzde 15 oranında azaltıyor.

Kadın istihdamının ve şirketlerin yönetim organlarındaki kadın varlığının artırılmasının çok farklı getirileri de var. Örneğin, farklı fikir, bakış açısı ve tarzların bir araya gelmesi şirketlerde performans artışına yol açar. Kurumlardaki kadın oranının dengeli olması, şirketlerin müşteri odaklılığına katkıda bulunur. Şirketlerde kadın temsilinin artması daha geniş bir yetenek havuzuna erişimi sağlar. Dahası, başlamış olan Dijital Sanayi Çağı koşullarında toplumlar, ağırlıklı olarak kadınların sahip oldukları empati kurma, duygusal zekâ, başkalarıyla iş birliği yapma, müzakereye ve hizmet anlayışına açık olma gibi özelliklere daha fazla ihtiyaç duymakta. Bu arada yepyeni teknolojik gelişmeler yaşamaya başladık. Meslek tanımları değişirken teknoloji, kas gücü gerektiren her yerde kadının eşitlendiği ortamları da beraberinde getiriyor. Kadına fırsatların çoğaldığı çok taze bir döneme giriyoruz.

Bütün bunlar hem devletleri hem de kurumları kadın istihdamını artırmak için önlemler almaya yöneltiyor.

Türkiye’nin de mensubu bulunduğu G20 ülkelerinin 2014’te Avustralya’nın Brisbane kentinde yapılan zirvesinde kabul edilen eylem planında, “Kadınların iş gücü piyasasına katılımının desteklenmesi ve istihdam koşullarının iyileştirilmesi daha güçlü ve daha kapsayıcı bir büyümeye katkıda bulunacaktır” deniyordu. Eylem planında bir de yükümlülük üstlenildi: “Kadın ve erkekler arasındaki iş gücüne katılım uçurumunu, ülkelerin ulusal koşulları da dikkate alınarak, 2025’e kadar yüzde 25 azaltma konusunda anlaştık. Bu, 100 milyondan fazla kadını iş gücüne katacak, küresel büyümeyi önemli ölçüde artıracak ve yoksulluk ile eşitsizliği azaltacaktır.” Bu yükümlülüğün önemini anlıyoruz ve Uluslararası Çalışma Örgütü ile OECD tarafından yönlendirilen uluslararası örgütlerin desteğine başvuracağız.”

G20 ülkeleri arasında ilk kez 2015 Türkiye zirvesinde bir kadın ağı (W20) oluşturuldu. Oy birliğiyle kabul edilen W20 Zirve Sonuç Bildirisi’nde G20 ülkeleri kadınların güçlendirilmesi için çalışmaya davet edildi. Eğitim, istihdam ve girişimcilik arasındaki bağlantının güçlendirilmesi, iş ve özel hayat dengesinin desteklenmesi, yönetici pozisyonlardaki kadınların sayısının artırılması, kadınların finans kaynaklarına erişiminin sağlanması, işyerlerindeki ayrımcılığın ortadan kaldırılması, kadın ağlarının ve kadınlara ait işletmelerin desteklenmesi, yeterli sosyal koruma imkânları sağlanması ve sürdürülebilirliğe katkıda bulunulması öne çıkan taleplerdi.

2017’de yapılacak olan G20 Bonn Zirvesi’nde alınan kararlar gözden geçirilecek, bu temelde kadın istihdamının artırılmasına odaklanılacak. Dijital dönüşümlerin kadınlar açısından yeni iş olanakları oluşturması önemli bir imkân olarak değerlendirilecek.

Bu bağlamda Türkiye, kadınların eğitime, ekonomik fırsatlara ve üretken girdilere erkeklerle aynı düzeyde erişebilmesini önleyen engelleri kaldıracak politikalara hız verebilir. Kadınların statülerini iyileştirmek üzere eylem programları hazırlayabilir ve bunların uygulanmasında istikrar sağlayabilir. Kadınlarla erkeklerin sosyal açıdan aktifleşmesi, karar almada ve politikaları şekillendirmede eşit şansa sahip oldukları bir toplumsal ortam oluşturmak için çaba gösterebilir. Bu konularda hem sivil toplum kuruluşlarının hem de şirketlerin desteği büyük önem taşıyor.

İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği tarafından yayınlanan Vizyon 2050 raporu da kadının ekonomik olarak güçlendirilmesini “Çalkantılı Yıllar” olarak nitelendirilen 2010-2020 döneminin aşılmasını sağlayacak zorunlu politikalardan biri olarak vurguluyor.

Şirketlerde Neler Yapılabilir?

Şirketlerde cinsiyet eşitliğini sağlamak üzere neler yapılabileceğine gelince… Mc&Kinsey Women Matter Türkiye 2016 raporunda bunlar üç ana başlık altında toplanmış:

Stratejik Öncelik: Cinsiyet eşitliğini şirketin ilk beş önceliğinden birisi yapmak ve bu önceliği şirketin tüm diğer öncelik kademelerinde vurgulamak.

Bütünsel Değişim Programı: Bütünsel bir değişim programı oluşturarak odaklı çalışmalar yapmak.

İstikrar: Yapılan çalışmaları düzenli ve tutarlı iletişimle uzun süre gündemde tutmak ve en az 3-5 sene istikrarlı şekilde uygulamak.

GE, 2020’de Teknik Alanlarda 20 Bin Kadın Çalışan Hedefliyor

GE, 2020 yılında teknolojik alanlarda dünya çapında 20 bin kadın çalışana ulaşma yükümlülüğü üstlendi. Bu, tüm teknik giriş düzeyi geliştirme programlarında kadın-erkek eşitliği (50:50) anlamına geliyor. Böylece GE’deki mühendislik, imalat, bilişim ve ürün yönetimi alanlarında kadın temsil oranı önemli ölçüde artacak. GE, tam anlamıyla geleceğin dijital sanayi firmasına dönüşebilmek için bunun şart olduğunu düşünüyor.

GE Başekonomisti Marco Annunziata’ya göre, bu aktif olarak ele almamız gereken bir iş hayatı sorunu. Teknoloji ve imalata daha fazla kadın getiremezsek, bunun sektöre etkisi olumsuz olacak.

“Bu noktada kadınların da bir şeyler yapması gerekmiyor mu?” sorusuna gelince… Elbette! Eğitim olanaklarını, fırsatları değerlendirmek, özgüvenlerini geliştirmek, mesleki bilgilerini artırmak, kadın dayanışmasına önem vermek ve karşılarına çıkan engellere boyun eğmemek kadınların ev ödevleri arasında.

Yorumlar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir