Dünyanın En Önemli Kaynağı “Su”yu Nasıl Kullanıyoruz?

20 Mart 2015

ALPER

22 Mart, 1993 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda ilan edildiğinden bu yana Dünya Su Günü olarak kutlanıyor. Bu tarih, dünyanın en önemli kaynağı olan ’su’yun dikkatli kullanımı için farkındalığın artırılması açısından büyük önem taşıyor.

Her geçen gün değişen iklim koşulları, kontrolsüz büyüyen endüstriler, sınırlı kaynakların maksimum verimlilikle kullanmamızı gerektiriyor. Türkiye bulunduğu coğrafyada geçmişten bu yana doğal zenginlikleri ile anılan bir ülke olduğu halde gelişen süreç içinde gitgide su fakiri bir ülke olma sürecine girdi bile. Yaklaşan “Su Günü” öncesinde su yönetiminde ülke olarak neredeyiz ve GE olarak bu yönetime katkı açısından ne gibi çalışmalar yapıyoruz, sizlerle paylaşmak isterim.

DSİ raporuna göre, dünyadaki toplam su miktarı 1,4 milyar km3. Bu suların yüzde 97,5’i okyanuslarda ve denizlerde tuzlu su olarak, yüzde 2,5’i ise nehir ve göllerde tatlı su olarak bulunuyor. Bu kadar az olan tatlı su kaynaklarının da yüzde 90’ının kutuplarda ve yeraltında bulunması, insanoğlunun kolaylıkla yararlanabileceği elverişli tatlı su miktarının ne kadar az olduğunu gösteriyor.

Her geçen gün değişen iklim koşulları, hızla büyüyen endüstriler, sınırlı kaynakların maksimum verimlilikle kullanılması gerekliliğini beraberinde getiriyor. Ülkemiz bulunduğu coğrafyada geçmişten bu yana doğal zenginlikleri ile anılan bir ülke olduğu halde zaman içinde ne yazık ki gitgide su fakiri bir ülke olma sürecine giriyor.

Verilen sayılardan çok su konusunda otoriteler tarafından yapılan sınıflandırmalara baktığımızda; yılda kişi başında 1.000 m3 ve altında su rezervi bulunan ülkeler için “su fakiri” ifadesi kullanıldığını görüyoruz. Bu rakam 2.000 m3 civarına çıktığında “su azlığı”, 8.000-10.000m3 değerlerinde rezervi olan ülkelere de “su zengini” ülke ifadesi kullanılıyor. Ne yazık ki ülkemizde 80 milyona yakın nüfusumuzla kişi başına düşen su rezervimiz yılda 1.519 m3. Su fakiri ülkeler içinde yer almasak da su azlığı yaşayan ve gelecekte su fakirliği ile karşı karşıya kalma riski taşıyan bir coğrafyadayız. TÜİK hesaplarına göre nüfusumuzun 2030 yılında 100.000 olacağı düşünülürse kişi başına düşen su rezervimizin -eğer bu konuda pozitif bir ilerleme kaydedemezsek- 1.120 m3 gibi kritik miktarlara kadar düşmesi bekleniyor.

Bu durumda ülkemizde her bireyin üzerine bir sorumluluk düştüğünü düşünüyoruz. Kendimize “Bu kaynağı doğru kullanıyor muyuz?” veya “Daha doğru kullanım için üzerimize düşen nedir?” sorularını sormamız gerekiyor.

Suyun temelde iki ana kullanım alanı var.Bunlar evsel ve endüstriyel kullanımlardır. Evsel su kullanımında, ülkemizde şebekeye basılan iyi kalitede kullanma suyunun yüzde 43’lük kısmı yolda kayboluyor. Yani bir başka deyişle 100 birim pompalanan suyun sadece 57 birimi son kullanıcıya ulaşıyor. Bu durum yer altı şebekelerinin gelişen teknolojinin verdiği imkanlar ile yenilenmesini, yasa dışı kullanımların önlenmesini de beraberinde getiriyor. Ülke olarak bu kayıpları öncelikle yüzde 25’lik bir miktara düşürmeyi hedefliyoruz. Gelişmiş ülkelerde ise bu rakam yüzde 10 ila20 arasında görülüyor.

Suyun endüstriyel amaçla kullanımı çok daha büyük. Örneğin, ülkemizde işletilen bir termik santralimizde yılda 12 milyon m3 su, sadece soğutma suyu olarak kullanılıyor. Bu miktar yazları su sıkıntısı ile karşı karşıya kaldığımız İstanbul ilinin 4 günlük suyuna karşılık geliyor

Sanayide demir çelik, kağıt, hayvancılık, enerji üretimi, yiyecek içecek, tekstil gibi başlıca endüstri tesislerinde kaliteli su kullanılıyor. Bu trend, tatlı su kaynaklarının tüketilmesinde geri dönülmez bir noktaya gitmekte olduğumuzu gösteriyor.

Gerek evsel gerekse endüstriyel olsun, kullanılan suyun ciddi bir kısmı geri kazanılabilir ve tekrar kullanılabilir. Çünkü doğada su sürekli bir döngü içinde olup doğal yollarla tekrar tekrar bize hizmet ediyor. Fakat biz plansız büyüyen taleplerimizle, doğaya bize tekrar sunmasına yetecek kadar zamanı vermiyoruz. Bu durumda yapılması gereken, bu sürece bir yerinden destek vermek ve süreci işler halde tutmak. Bunu da iki şekilde yapabiliriz:

–       Evsel kulllanımda daha ekonomik su kullanımı, endüstride ise daha az su talep eden teknolojilere yönelmek.

–       Kullanılmış suları tekrar kullanılacak hale getirecek teknolojiler üretmek.

GE Water&Technologies olarak hem evsel hem de sanayideki uygulamalarımız ile sadece ülkemizde değil tüm dünyada suyun ekonomik kullanımına yön veriyoruz. GE olarak çevre alanında gerçekleştirmeyi taahhüt ettiğimiz çalışmalarımızı ‘ecomagination’ çatısı altında yürütüyoruz. “Ecomagination” yaklaşımımız ile sınırlı kaynakların makimum verimlilikle kullanımı ve tekrar doğaya dönüşü konusunda ciddi adımlar atıyoruz. Bu konsept ile sanayide suyun verimli ve etkin kullanımını destekliyor, farkındalığı artırıyor ve başarılı uygulamaları ödüllendiriyoruz.

Örneğin Aydın Germencik’te bir jeotermal enerji santralinde kimyasal transferinin yer altına boru sistemi ile gerçekleştirilmesi sayesinde ciddi bir kamyon trafiğinin önüne geçildi. Bu proje ile her yaz onbinlerce m3 sulama suyu ortaya çıkan tozu bastırmak yerine artık tarımsal amaçlarla kullanılıyor. Bunun çok ciddi bir kazanım olduğuna inanıyoruz.

Ülkemizde yaşanan su azlığı sorununa bir çözüm üretmek, sınırlı kaynakları verimli kullanmak her bireyin üzerine ciddi bir sorumluluk yüklüyor. Gerek toplumun bilinçlendirilmesi, gerekse geleceğe yönelik yatırımlar noktasından bakıldığında GE Water&Process Tecnologies olarak bu sorunlara kalıcı çözümler üretme çabasını sürdürüyor. Biz de GE Water&Process Technologies Türkiye ekibi olarak bu çabanın bir parçası olmaktan gurur duyuyoruz.

 

Yorumlar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir