Dördüncü Sanayi Devrimi ve Verimlilik Artışı – I

24 Nisan 2018

Dördüncü Sanayi Devrimi hayatımızda yer aldıkça potansiyel yararları ve riskleri daha sık tartışılır oldu. İsviçre’nin Davos kentinde düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu’nda da ana gündem maddelerinden biri tam olarak bu konuydu. Forumda BitCoin’e karşı duyulan şüpheye benzer şekilde, Dördüncü Sanayi Devrimi’nin de bir balon mu yoksa şirketleri başarıya ulaştıracak bir çıkış noktası mı olduğu tartışıldı.

Foruma katılanların buluştuğu ortak görüş ise, global anlamda gereken adımlar atıldığı sürece Dördüncü Sanayi Devrimi’nin olumlu anlamda geri dönüş sağlayacağı yönündeydi.

Nokia Bell Laboratuvarı ise Dünya Ekonomik Forumu kapsamında “Yeni Dijital Çağda Verimlilik Artışı Geri Gelecek mi? Dördüncü Sanayi Devrimi’nin Verimlilik Üzerindeki Potansiyel Etkisine Dair Bir Analiz” başlıklı bir araştırma yayınladı. Araştırmada, geçmişteki sanayi devrimlerine dair veriler incelenerek, Dördüncü Sanayi Devriminin etkileri konusunda öngörüler geliştiriliyor. Araştırmada, birinci ve ikinci sanayi devrimleri verimlilikte bir patlama yarattığı, bu doğrultuda 1870’lerden itibaren, bu iki sanayi devrimi sayesinde global bir altın çağ yaşandığı vurgulanıyor.

Ardından, bilişim çağını başlatan Üçüncü Sanayi Devrimi ile bilgisayar, internet, mobil iletişim gibi alanlarda önemli inovasyonlar gerçekleşti. Ancak 1970 yılından itibaren gerçekleşen verimlilik artışının, öncesindeki 100 yılın üçte biri seviyesinde yaşandığını biliyorsak bu gelişmelere rağmen verimlilikte beklenen artışın yaşandığını söylemek biraz zorlaşıyor. Peki, son yarım yüzyıldaki inovasyonların ve yatırımların verimlilik artışı yaratmaması Dördüncü Sanayi Devrimi açısından bizlere ne ifade ediyor?

Dijital Devrimin Temel Taşları

Karamsar bir bakış açısıyla bu devrimi yorumlayanlar, Üçüncü Sanayi Devriminin akıbetinin ortada olduğunu, paramızı boşa harcamamamız gerektiğini söyleyebilirler. Ancak iyimser bir yaklaşımla, aslında sadece sanayi devriminin değil, aynı zamanda bir verimlilik devriminin de eşiğinde olduğumuzu düşünebiliriz. Belki de bu devrim sayesinde dünyamız daha sürdürülebilir bir gezegen haline gelecek ve verimlilik artışından herkes yararlanabilecek.

Nokia Bell’in araştırmasının sonuçları da bu iyimser bakış açışıyla örtüşüyor. Araştırmaya göre, 1870-1970 arasındaki altın yüzyılı ortaya çıkaran altyapılar enerji, ulaşım, sağlık ve iletişimdi. Bu temel teknolojiler, başlı başına taşıdıkları önemin yanında, ağ etkisi açısından da önem taşıyor. Bu altyapılar büyümek için birbirlerine ihtiyaç duyuyor ve birbirlerini büyütüyorlardı. Aynı altyapı unsurlarının dijital versiyonları günümüzde de aynı işlevi görüyor mu?

 

Dijital Enerji: Akıllı enerji şebekeleri ve akıllı sayaçlar, hem arzı hem de talebi optimize ediyor.

Dijital Ulaşım: İnsanlar ve yükler otonom araçlarla dünyanın dört bir tanına taşınabiliyor.

Dijital Sağlık: Sanal teşhis ve tedavi yöntemleri kırsal bölgelerdeki insanları bile sağlığına kavuşturuyor.

Dijital İletişim: Dünyanın dört bir yanındaki milyarlarca insan her an birbirleriyle etkileşim kurabiliyor.

Dördüncü Sanayi Devrimiyle birlikte, bu temel taşlara dijital üretim de ekleniyor. Dijital üretim bir paradigma değişimi yaratıyor; merkezi, geniş çaplı üretimin yerini yerel, dağınık üretim alıyor Bulut bilişim sistemleri ise bu dağınık sistemleri bir araya getirirken, üç boyutlu baskı ile bulunduğunuz yerde dilediğiniz parçayı üretmeniz mümkün hale geliyor.

 

ABD Ekonomisine 2,8 Trilyon Dolar Kazandıracak

Nokia Bell, bu dijital altyapıların gelişim düzeyleri doğrultusunda en geç 2033 yılından itibaren ABD’de verimliliğin yüzde 30-35 oranında artacağını öngörüyor. 1950’lerdeki sıçramaya benzer düzeydeki bu artışın, Amerikan ekonomisine 2,8 trilyon dolar kazandıracağı düşünülüyor. Çin, Hindistan gibi diğer ülkelerde de benzer verimlilik artışları yaşanacağı öngörülüyor.
Araştırmaya göre, ABD, Çin, Hindistan, Güney Kore ve Japonya’da denemelerine başlanan 5G teknolojisi ile bulut bilişim teknolojisi dijital devrimi hızlandıracak ve yaygınlaştıracak. Bu da sağlıktan ulaşıma, enerjiden üretime birçok alanda yeni fırsatlar doğuracak.

Dijitalleşmenin Neresindeyiz?

Bu veriler tüm şirketlerin iştahını kabartıyor, her sektörden şirketler Dördüncü Sanayi Devrimine hazırlanıyor. Dünya Ekonomik Forumu’nun PWC iş birliği ile 26 ülkede 2000 şirketle gerçekleştirdiği “Global Industry 4.0” araştırmasına göre şirketlerin üçte biri dijitalleşmiş halde ve bu oranın beş yıl içinde yüzde 72’ye çıkması bekleniyor.

Araştırmaya göre, şirketler gelirlerinin yüzde 5’ini dijitalleşmeye harcamayı planlıyor. Araştırmaya katılan sektörler dikkate alındığında, bu yüzde 5’lik oran toplamda 907 milyar dolarlık bir yatırıma denk geliyor. Bu yatırımların önemli kısmının sensörler gibi cihazlara ve üretim yönetim sistemleri gibi yazılımlara gitmesi planlanıyor.

Şirketlerin yarısından fazlası, yani dünya genelinde yüzde 55’i, bu yatırımların iki yıl içerisinde geri döneceğini hesaplıyor. Sadece üçte birlik bir kısım olumlu geri dönüşün 3-5 yıl arası bir zamanda yaşanacağını öngörüyor. Beş yıldan daha uzun süreceğini düşünen şirket sayısı ise yok denecek kadar az. Araştırmaya göre verimliliği her yıl yüzde 4,1 oranında artıracak dijitalleşme sayesinde, operasyonel giderler de her yıl yüzde 3,6 oranında azalacak.

Veri Analizi Her Alanda Yardımcı

Şirketlerin büyük kısmı veri analizinin karar verme sürecinin önemli bir parçası olacağına inanıyor ve dünya genelinde şirketlerin yüzde 55’i planlama sürecinin optimizasyonunda veri analizinden yararlanıyor. Üretim süreçlerinin iyileştirilmesi, müşteri ilişkileri ve ürün yaşam döngüsüne dair veri toplanması da veri analizinin çok yönlü faydaları olarak kabul ediliyor.

Araştırmaya katılan şirketlere göre, başarılı bir dijital dönüşüm açısından veri analizi becerisinin önemi çok büyük ancak henüz bu alanda katedilmesi gereken çok mesafe bulunuyor. Araştırmaya katılanların sadece yüzde 10’u veri analiz becerilerini “gelişmiş” olarak nitelerken, yüzde 66’lık önemli bir kesim yetenek/beceri açığının veri analizinden tam anlamıyla yararlanmalarının önündeki en büyük engel olduğunu belirtiyor. Şirketlerin yüzde 34’ü çalışanlarını bu konuda “yetersiz” buluyor ancak geliştirme ve iyileştirme açısında bir yatırım yapmayı planlamıyor. Yüzde 9’unda ise herhangi bir veri analiz sistemi bulunmuyor.

 

Yorumlar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir