Doğa, Teknoloji ve Endüstri Sanat Eserlerine Dönüşüyor: Claudia Meyer

11 Mart 2020

Claudia Meyer 2008’de, Fransız elektrik şirketi Alstom‘un Paris’teki La Courneuve banliyösünde asırlık bir fabrika tesisini yenilediğini duyduğunda kulaklarına inanamadı. Saatlerini metalin farklı dokuları ile büyülenerek geçiren bir sanatçı olarak, endüstriyel tasarımın özünden gelen güzelliğini gözler önüne sermek için bir fırsat bulmuştu.

Meyer hemen Alstom departmanının CEO’su ile bağlantı kurdu; CEO ona açık, kocaman alanı gezdirmeyi kabul etti. Tura başladıktan yalnızca birkaç dakika sonra, Meyer’ın aklına harika şeyler gelmişti bile. Sanatını yaratmak için eski makine ve endüstriyel malzemeleri yeniden kullanacak ve eserlerini işleyen fabrikanın her yerine yerleştirecekti.

Meyer’ın bu fikri, sanatçıya stüdyo alanı ve aynı zamanda endüstriyel kaynaklar sağlayan ilgi çekici bir ortaklığa yol açtı. 

Bu ortaklık tam Meyer’a uygun bir eşleşmeydi. Bir mimarın kızı olarak, babasının projelerine katılarak ve Alstom’da mühendis olan amcasının makinelerin tasarımlarını anlatışını dinleyerek büyüdü. Meyer herhangi bir alet kullanmaya başlamadan önce, İsviçre’deki evini çevreleyen gölleri ve dağları keşfediyordu. Hafta sonlarını kayak, yürüyüş yaparak ya da etrafta su, taş ve tahta ile oynayarak doğada geçiriyordu. Meyer daha küçük bir çocukken  doğada karşılaştığı unsurların içinde saklı güzelliğe ve güce merak duyuyordu. Bir yaprağın ya da suyun, sakinleşmesi veya canlanmasındaki karmaşık yapıya ilgi duyuyor; Tabiat Ana’nın mekanik tasarımlara yansıması üzerine düşünüyordu. Onun gözünde türbin kanatları da tıpkı çiçeklerin taç yaprakları gibi dışarıya doğru uzanıyor; bal peteğinin altıgen şeklinin karmaşık versiyonu, dayanıklı ama bir o kadar da hafif olan uçak parçalarını oluşturuyordu.

Çalışmasını gören izleyiciler, LED’lerle aydınlatılan ve özenli şekilde elle oyulmuş ritmik çizgiler arasında endüstriyel dünyada daha yaygın olarak bulunan endüstriyel parçaların kalıntılarını ayırt edebilirler. Meyer, eski ve hurdaya ayrılmış GE parçalarına hayat veriyor. Örneğin, türbin kanatlarını yeniden şekillendirerek şirketin lobi alanları için masa ve koltuklara dönüştürüyor. Meyer, “Bugün buna ‘ileri dönüşüm’ dendiğini biliyorum; ama ben bunu bütün hayatım boyunca yaptım.” diyor. Meyer’ın son eserleri arasında, elektrikli şehir şebekelerini andıran ayrıntılı desenleri dengelemek için arkadan aydınlattığı bir dizi eski anakart bulunuyor.

Meyer ayrıca tarihi de “dönüştürüyor”. Büyük projelerinden biri için, 70’li, 80’li ve 90’lı yıllardan kalma GE ekipmanlarının ve tesislerinin fotoğraflarının negatiflerini bir çöplükten buldu ve bir keresinde bunları 2,5 metrelik şeffaf bir akrilik levha üzerine monte etti. Her an uçmaya hazır kral kelebekleri etkisi yakalamak için siyah negatif karelerini hassas bir tel yardımıyla bir araya getirdikten sonra sık sık ve üst üste levhanın üzerine dizdi. Meyer, “Negatiflerde ağır iş makineleri kullanılsa da, ortaya çıkan sanat eserine baktığınızda hafiflemiş hissediyorsunuz. Bütün mesele, alışılmışın dışında malzemelerin güzelliğini göstermek ve onları açığa çıkarmak.” diyor.

Her ne kadar geçmişe ilgi duysa da, Meyer, özellikle de teknoloji söz konusu olduğunda, gelecekten de asla çekinmiyor. Geçtiğimiz Haziran ayında, dünyanın en güçlü jet motoru olan GE9X‘teki naif eğrilere ve katmanlı imalatla üretilen parçalara bakmak için Paris Air Show’u ziyaret etti. Meyer, “GE insanlarıyla tanışmayı ve onlarla teknolojiden ya da  malzemelerden bahsetmeyi seviyorum.” diyor. “Ne kadar bilir ve keşfedersem, o kadar iyi ilişki kurabilirim. Bu aynı zamanda yaratırken ne kullandığımızı anlamamı da sağlıyor. Bu materyallerin ve onları yaratan insanların bir hikâyesi ve o hikâyenin içinde de muazzam bir bilgi, esneklik ve tutku var.”

Meyer, kariyerine masaüstü bilgisayarların yaygınlaşmaya başladığı 1980’lerin başında Stuttgart ve Zürih’te grafik tasarımcı olarak başladı. Meslektaşları bilgisayarlara sinirlenirken o bu teknolojiyle adeta büyülenmişti. 1986’da New York City’e taşındı ve Görsel Sanatlar Okulu’nda bilgisayar sanatları okudu. Tüm bu yolculuğunun sonunda ise tekstil üzerine serigrafi baskı bilgisayar tasarımları konusunda uzmanlaştı.

Sanatına katmanlı imalat, LED teknolojisi ve animasyon gibi yeni teknikleri ekledikçe, Meyer’ın teknoloji meraklısı ruhu günümüzde de hâlâ varlığını sürdürüyor. Son zamanlarda, sanat eserlerini birleştirmek için sanal ve artırılmış gerçeklikle deneyler yapıyor. Örneğin, bir akıllı telefon uygulamasıyla bakıldığında, izleyiciye etrafta dolaşan ilgili bir heykelin görüntüsünü gösteren bir resim üzerinde çalışıyor. Meyer, GE teknolojisi ve ilgilendiği konular üzerine mühendislerle daha fazla deney yapmak için sabırsızlandığını da belirtmeden geçemiyor.

Aslında, Meyer’ın çalışmasını gerçekten yenilikçi kılan şey, GE çalışanları ile yaptığı iş birliği. Geçtiğimiz yıl, bir DNA sarmalı gibi gökyüzüne doğru yükselen spiral türbin kanatlarından 7 ayaklı bir heykel tasarladı. Bir mühendis ekibi, heykelin inşası ve lehimlenmesi için teknik lojistiği çözerken, tesisin yöneticisi ve personeli montaj işini üstlendi; hatta bunun için bir vinç bile getirdi.

Bugün söz konusu bu heykel; iş ortamında ortak aklın ve hayal gücünün bir kanıtı olarak, parlak bıçakları pürüzsüzce iç içe geçmiş şekilde GE’nin La Courneuve’deki tesisinde duruyor. Meyer, “GE müşterileri ve çalışanları uğrayıp sanat çalışmalarımın onlara ilham ve mutluluk verdiğini söylüyor. Bu alabileceğim en güzel iltifat. Zıtlığın ve yaratıcılığın, tüm hakiki ve anlamlı çabaların özü olduğuna dair inancımı pekiştiriyor.” diyor.

Kısacası; Meyer’ın teknolojinin, doğanın ve sanatın kesiştiği noktayı saptama konusunda uzman olması hiç de şaşırtıcı değil. Bu üç olgunun da harmanlandığı eserleri yakın zamanda Los Angeles’ta sergilendi. Kişisel sergisi ise Aralık ayının sonunda Manhattan Beach Sanat Merkezi’nde sergilenecek.

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir