Bilim Dünyasındaki 5 Yeni Gelişme

25 Haziran 2019

Herkese bilim dünyasının etkileyici ve bazen de “tuhaf” sayılabilecek gelişmelerini aktardığımız yazımızdan selamlar! Bu hafta uçan taksiler ve zırhlı yolcu otobüslerinden, DNA kurgulamaları ile uzay araştırmalarını etkileyen lise öğrencilerine uzanan bir bilim yolculuğu sizleri bekliyor. Keyifli okumalar!

Bir Zırh Bu Kadar Hafifken, Nasıl Bu Kadar Dayanıklı Olabiliyor?

Kuzey Caroline Eyalet Üniversite’si araştırmacıları, 50 kalibrelik mermiyi durdurabilecek bir zırh tasarladı. Üstelik bu zırh, tipik zırhların neredeyse yarısı ağırlığında. Peki bu işlev açısından büyük farkı yaratan madde nedir? Cevap, kompozit metal köpük. Metal köpük, metalik bir matrisin içine gömülmüş, titanyum veya paslanmaz çelikten yapılmış oyuk metal kürelerden oluşturuluyor. Seramik bir kaplayıcı ile alüminyumdan yapılmış ince bir arka plaka arasına sıkıştırılan zırh, saniyede 500 ila 885 metrelik darbe hızına sahip zırh delici mermilerle test edildi.

Hafifliği sayesinde rahat taşınabilecek ve böylelikle yakıt tasarrufu da sağlayabilecek olması, tasarımcıların bu zırhı askeri araçlar için düşündüklerine dair bir gösterge niteliğinde. Hatta sadece askeri değil, bu icadın sahibi Profesör Afsaneh Rabiei’ye göre bu zırh ileride uzay araştırmalarında ve belki toplu taşıma araçlarında bile kullanılabilir.

İleride şöyle diyebilir miyiz: “Ben bu otobüse değil 5 dakika sonra gelecek olacak zırhlı otobüse bineceğim, siz gidin isterseniz.” 

Vücut İçerisinde Gen Kurgulama 

Son zamanlarda yavaş yavaş aşina olmaya başladığımız “gen kurgulama” teknolojisi, tıbbi tedavi yöntemleri adına büyük umut vaat ediyor. Harvardlı bilim insanı Amy Wagers da bu doğrultuda önemli bir adım attı: Hücrelerin vücuttan çıkarılıp, petri kaplarına yerleştirilmesine gerek kalmadan genleri değiştirebilmek ve düzenleyebilmek! Bu tür bir işi artık tam yerinde, yani vücut içerisinde gerçekleştirebilmek mümkün.

Wagers ve meslektaşları, vücuttaki kök hücrelerin nakli için bir “paket” yarattılar: Adeno-ilişkili virüs. Merak etmeyin, bu hastalığa sebep olan bir virüs değil ve de oldukça güvenilir. Bu virüs aracılığıyla birkaç farklı cilt tipinde ve kanda gen kurgulanabilir. Birkaç ayrı testte yakalanan başarı ile birlikte başta gen terapisi ve farklı insan terapileri üzerinde de bu teknolojinin etkili olacağı düşünülüyor. 


Kendisi “Skai”, Namıdiğer Uçan Taksi!

Yeni bir hafta, yeni bir hava taksisi konsepti. Bu seferki aracımız, beş yolcu kapasiteli ve yakıt olarak hidrojen hücreleri tarafından beslenen Skai. Üretimi Massachusetts merkezli Alaka’i Technologies tarafından gerçekleştirildi. Uzay araçlarında olduğu gibi elektrik üretmek için kullanılan hidrojen yakıt hücreleri, yeniden kullanılabilirlik açısından yüksek oranlı ve yakıt verimliliğinde avantajlı olması sebebiyle istek uyandırıcı bir yakıt konumunda.

Yalnızca ısı ve sudan oluşan güvenilir yakıt hücreleriyle Skai, temiz ve düşük bir emisyon sunuyor. Tasarımcılar, aracın dört saate kadar gökyüzünde kalabileceklerini ve tek bir yakıt yükleme ile 400 mil yol kat edebileceklerini vurguluyor. Aslında bu mesafe veya yakıt Skai için sorun değil, çünkü kendisini sadece 10 dakikada kendini bir hidrojen yakıt istasyonunda yeniden şarj edebiliyor. 

Ne dersiniz, yolcular yani bizler için de kullanım maliyeti uygun olursa her istediğimiz an bulutlara yakın bir yolculuk yapabilmek şahane olmaz mıydı?

Karmaşık Yapay Zekâ Problemlerine “Fotonik Çip” Çözümü!

Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MTE) araştırmacıları, optik sinir ağlarını güçlendirmek için elektrik yerine muadil olarak ışık kullanılan bir “fotonik çip” yarattı. Bu çipin en önemli avantajı ise çalışması için çok fazla güce gerek duymaması ve ekstra alan yaratması.

Bu optik sinir ağları; görüntü tanıma, sürücüsüz araç kullanımı, ilaç geliştirme gibi insan beyninden esinlenen bilgisayar sistemlerini çalıştırmaya yardımcı olur. Optik sinir ağları bu işlemleri elektriksel meslektaşlarına göre daha hızlı ve daha verimli bir şekilde yürütür.

Öğrencilerden Uzaya Bulunan Genler için bir DNA Çalışması

Mayıs ayında Uluslararası Uzay İstasyonu’ndaki (UUİ) astronotlar, uzayda bulunan genleri ilk kez başarıyla kurgulamak ve düzenlemek için CRISPR/Cas-9 teknolojisini kullandılar. Dünyanın atmosferi bizleri yani yeryüzündeki insanları genetik hasara yol açabilecek kozmik radyasyondan korur; ancak astronotlar için bu durum biraz farklı. NASA ve diğer ajanslar, bu gibi uzun mesafeli yolculuklarda astronotları korumak için kozmik radyasyonun DNA üzerindeki etkilerini daha iyi anlamaya çalışıyor.

Astronotlar, UUİ’ye belirli bir maya türü olan tek hücreli Saccharomyces cerevisiae’i getirdiler ve daha sonra kasıtlı olarak bu mayanın DNA’sına zarar vermek için gen düzenleme aracı olan CRISPR/Cas-9 teknolojisini kullandılar. Bu şekilde hücrelerin kendilerini nasıl onardığını ve herhangi bir genetik mutasyonun, onarım işleminden kaynaklanıp sonuçlanmadığını takip ettiler. Bu takibin yeryüzü ayağında ise devreye Minnesota, Arden Hills’teki Mounds View Lisesi öğrencileri girdi. “Uzaydaki Genler” projesinin bir parçası oldular.

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir