Beş Küçük Değişiklikle Yaratıcılığınızı Artırın

21 Mart 2014

Binlerce yıl boyunca hayatını sürdürmek için içgüdüleri ve kas gücüyle hareket eden insanoğlu, bir gün günlük hayattaki bazı şeyleri farklı yollardan da yapabileceğini keşfetti. İşte böylece içgüdülerinden sıyrılarak yeni yöntemler aramak ve denemek için ilk adımı da atmış oldu. İşte bu nedenle yaratıcılığın tarihinin insanlık tarihi kadar eski olduğunu söyleyebiliriz.

İnsanlık tarihinde ilk yaratıcı fikri geliştiren kimdir elbette bilemiyoruz ama özellikle son birkaç yüzyıla yaratıcı zekası ile damgasını vurmuş sanatçıların, bilim adamlarının, düşünürlerin, reklamcıların ya da iş adamlarının olduğunu söylersek çok da yanılmış olmayız.

Bir zamanlar bir ayrıcalık olarak görülen “yaratıcı zeka” 21’inci yüzyıl insanı için ise bir zorunluluk haline gelmiş durumda. Yeni nesil ebeveynler çocuklarının yaratıcılığını geliştirmek için daha anne karnındayken çaba göstermeye başlıyor. (Sizin de etrafınızda bebeğine anne karnında Mozart dinleten anne adayları vardır!) Şimdilerde “yaratıcı zekası” yüksek çocuklar yetiştirebilmek yeni nesil anne babaların en önemli kaygılarından biri… Tabii ki modern eğitim kurumları da bu gayeyi sonuna kadar destekliyor. Özel eğitim programları, drama sınıfları, sanat dersleri, birbirinden ilginç oyuncaklar, kitaplar… Tüm bunlar eşitleri arasından yaratıcılığıyla sıyrılabilecek bir nesil yaratabilmek için…

Peki, farkındalığı bu derece yüksek ebeveynlerin olmadığı dönemlerde doğanlar? Özel kitaplar, oyuncaklar, okullar, dersler olmadan önce çocukluk dönemini geçirmiş olanlar? Şimdilerin “genç profesyonelleri” olarak adlandırılan nesil? Ya da deneyimli yöneticiler? Her şey için çok mu geç kaldılar sizce? Elbette hayır. Yaratıcılık her ne kadar doğuştan gelen bir özellik olsa da, yapılan araştırmalar bu konu üzerinde emek harcamanın yaratıcılığı önemli bir ölçüde artırdığını gösteriyor.

Şunu aklınızdan hiçbir zaman çıkarmayın: “Siz Yaratıcısınız!” 

En basit tanımıyla yaratıcılık bir şeyi herkesten farklı yollardan yapabilme ve yeni fikirler geliştirme yeteneğidir. Yani içsel bir duygu ya da düşüncenin dışavurumudur da diyebiliriz. O halde yaratıcılığınızın önündeki engelleri de “içsel engeller” ve “dışsal engeller” olarak ikiye ayırmak mümkün. Dilerseniz şimdi bu engelleri nasıl aşacağınız ve yaratıcılığınızı geliştirebileceğinize dair birkaç küçük öneriye göz atalım…

Kendi ilham kaynağınızı keşfedin: İlham perisi masalı çok eskilerde kaldı. Eğer yaptığınız işte ya da hayatınızda bir yenilik yapmak için “ilham perisini” bekliyorsanız, kötü bir haberimiz var. Asla gelmeyecek! Eskilerin ilham perisi dediği şey aslında sizin içinizde yer alan bir volkan aslında. O volkanın ne zaman aktive olup içindeki lavları püskürtmeye başladığını keşfetmesi gereken ise sizsiniz. Kimileri için bu “kaynak” doğayla baş başa kalmaktır, kimileri ise hiç insanlarla tanışıp bir arada olmak. Kimilerini yaratıcılığını müziğin beslediğini söyler kimileri ise sessizliğin… Sizin ilham kaynağınızın ne olduğunu bulduğunuz zaman oturup gelmesini beklemek zorunda kalmak yerine istediğiniz her an onu aktive edebileceksiniz. Yirminci yüzyılın “yaratıcılık” iklimine damgasını vuran isimlerden biri olan Steve Jobs, “Yaratıcılık sadece bir şeyleri birbirine bağlamaktır” der bu konuda yaptığı bir açıklamada. Ve şöyle devam eder: “Yaratıcı olarak gördüğünüz kişilere bunu nasıl başardıklarını sorun. Kendilerini bir parça suçlu hissettiklerini göreceksiniz. Çünkü bunu nasıl başardıklarını kendileri de tam olarak bilmiyordur. Onlar sadece bir şey gördüler.”

Kısacası bazı şeylerin yeni ve farklı bir şekilde yapılabileceğini fark edebilmek sizin elinizde, yaratıcılık sadece onun için doğru koşulları oluşturmanızı bekliyor.

Kendinizi mükemmelikle sarmalayın: Kulağa biraz tuhaf geliyor olabilir. Ama mantık çok basit: Kendinizi geliştirmek için yetenekli müzisyenleri dinlemek yeterli değil. Yetenekli müzisyenlerin de kimleri dinlediğini araştırın. Şu bir gerçek ki iyi sanatçılar, mükemmel sanatçıları, mükemmeller ise sıra dışı yetenekteki sanatçıları takip ederler. İyi bir sanat eseri, güzel bir şarkı ve edebiyat ürünü kadar yaratıcılığınızı besleyecek çok az şey var.

Sadece “yaratın”: ABD’li şair, kısa öykü yazarı, editör ve edebiyat eleştirmeni Edgar Allan Poe, Amerikan Gotik edebiyatın öncülerinden biri. ABD’nin ilk kısa hikâye yazarlarından olan Poe, aynı zamanda modern anlamda korku, gerilim ve polisiye türlerinin de öncüsü. Poe, kendisiyle aynı dönemde yetişen birçok yazarın aksine, edebiyata çocukluk yıllarından beri meraklı değildi. Uzunca yıllar ne yapacağını bilmez halde, çeşitli misafirhanelerde yaşayan yazarın hayatının ünlü bir yazar olarak tanınması ve hayatının değişmesi 30’lu yaşlarına rastlıyor. Peki Edgar Allan Poe, hayatını değiştirmek için ne yaptı dersiniz? Sadece yazdı. Evet, sadece içindeki potansiyeli serbest bıraktı.

Bu nedenle yaratıcılığınızı serbest bırakmak için yapmanız gereken ilk şey kendinizi yaratıcılık gerektiren pozisyonlarda bırakmanız. Başlarda istediğiniz sonuçları alamayacaksınız. Biraz moral bozucu olsa da bunun çok normal olduğunu kendinize her fırsatta hatırlatın. Da Vinci’den Thomas Edison’a kadar tarihe yön vermiş her kahramanın hayatının başarısız denemelerle, yanılgılarla dolu olduğunu unutmayın. Onları diğerlerinden ayıran en önemli özellikleri ise hayal ettikleri ürüne ulaşana kadar denemeye devam etmeleriydi.

Çarpraz yaratıcılıktan faydalanın: İnsanlık tarihinin en büyük mucitlerinden biri olan Thomas Edison, “Eğer yapabileceğimiz her şeyi tam anlamıyla yapsaydık kelimenin tam anlamıyla kendimize hayret ederdik” diyor. Evet ne yazık ki birçoğumuz gerçekte sahip olduğumuz yeteneklerin farkına bile varmadan hayatımızı sürdürüyoruz. Kendinizi ve etrafınızdaki herkesi şaşırtmak için sahip olduğunuzu düşündüğünüz hiçbir özelliğinizi hafife almayın. Bunun yanı sıra her bir özelliğinizin diğerini beslediğini de aklınızdan çıkarmayın.

Gençliğinde iyi bir sporcu olan kişilerin yetişkinlik döneminde başarılı birer iş adamına ya da kadınına dönüşmesi, başarılı biyologların güzel fotoğraflar çekebilmesi tesadüf olabilir mi? Yaratıcılık konusunda kendinize güveniniz tam olmayabilir. Ama elbette hayatta iyi olduğunuzu düşündüğünüz alanlar var. Buradaki kendine güveninizi ve becerilerinizi yaratıcılığınızı geliştirmek istediğiniz diğer alanlara yönlendirerek tahmininizden çok daha çarpıcı sonuçlara ulaşabilirsiniz.

Eğlencenin dozunu iyi ayarlayın: Sizi mutlu eden şeyleri yapmanın ve eğlenmenin yaratıcılığı artırdığı bilinen bir gerçektir. Reklam dünyasının efsane isimlerinden David Ogilvy, “İnsanlar eğlenmediği zaman nadiren iyi şeyler üretebilirler” diyor örneğin bununla ilgili. Ogilvy’nin bu sözü doğru. Ancak bir yere kadar. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki, birçoğumuzun “kafa dağıtma” ya da stres atma olarak gördüğü aktivitelerin birçoğu aslında yaratıcılığımıza zarar veriyor. Bu eğlencelerin başında da fazla televizyon izleme alışkanlığı geliyor kuşkusuz. Televizyonun yaratıcılığınıza fayda sağlayacak şekilde kullanın, onu öldürmek üzere değil… Televizyon yerine sesli kitaplar, podcast’ler, edebi eserler, ya da hikaye anlatan şarkılar daha faydalı bir eğlenci yöntemi olabilir unutmayın. Gün içerisinde her birimiz bir görsel bombardımanına tutuluyoruz. Bu yüzden bazen sadece okuduklarınızı ya da dinlediklerinizi gözünüzde canlandırmaya çalışmak çok yaratıcılığınızı çok daha olumlu şekilde etkileyecek.

Yorumlar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir