Akıl-Makine İlişkisinin Geleceğine Bakış -1

2 Mayıs 2016

GE Baş Ekonomisti ve Küresel Piyasa Değerlendirmeleri (Global Market Insight) Direktörü Dr. Marco Annunziata, The Economist’te yayınlanan röportajında Endüstriyel İnternet, ileri üretim teknikleri ve küresel akıl öncülüğünde yaşanan çarpıcı dönüşümü analiz etti.

İnovasyonun merkezinde akıl ile makine arasındaki ilişki vardır. İnovasyon tarihi bu bağın yapısını sonsuza dek değiştiren kritik anlarla doludur -bunların birçoğu küresel ekonomik düzeni de etkilemiştir. Bu etkinin boyutlarını tahayyül etmek için tarımda alet kullanımının ya da internetin etkilerini düşünmek yeterlidir.

Günümüzde ekonomilerimizi, bilgilerimizi ve yaşamlarımızı dijitalleştiren yeni bir Schumpeteryan dalgayla karşı karşıyayız. Böylesine bir geçişin dönüştürücü etkisi, oyunun kurallarını en az geçmişteki inovasyon dalgaları kadar değiştirebilir. Bu geçiş, akıl ve makine arasındaki ilişkinin de evrimleşmesini sağlayacak. Şu anda bu dönüşümün başlangıç aşamasındayız. Örneğin, sanayide; endüstriyel internetin tam kapasite işlev göstermesini sağlayacak altyapıyı inşa ediyoruz. Predix benzeri bulut bilişim platformları, bu trendin en güncel örneklerinden biridir.

Yumuşak bir geçişle, akıl-makine ilişkisinin bu yeni aşamada yaratacağı kaygılara cevap vermemizi de gerektirecek. Aklımız verimlilik konusunda makinelere daha da bağımlı hale gelirken, makineler de kendi aklını oluşturuyor. Üstelik akıllarımızın sadece mekanik makineleri değil, biyolojik makineleri de (örneğin DNA, hücreler) etkilemeye başladığı bir noktaya varıyoruz. Bu gerilimle ilgili kimi kaygılar geçmişten geliyor ve genellikle abartılıyor (Örneğin: “Otomasyon yüzünden işsiz kalacağız!”). Kimileri ise yeni ve giderek yaygınlaşıyor (Örneğin Stephen Hawking ve Elon Musk’ın yapay zekâya ve insanların daha ne kadar gelişebileceğine dair iddiaları). Bunlar, yanıtlamanın çok kolay olmadığı karmaşık meseleler. Başarılı bir geçiş gerçekleştirmek istiyorsak bu meseleler üzerinde dikkatle düşünmeliyiz.

Akıl-makine arasındaki ilişkiyi ve bu ilişkinin global ekonominin geleceği açısından ne anlama geldiğini keşfetmek üzere yıkıcı inovasyon dalgalarını aşabilen birkaç şirketten biri olan General Electric’in Baş Ekonomisti ve Küresel Piyasa Değerlendirmeleri’nin (Global Market Insight) Direktörü Dr. Marco Annunziata’nın The Economist’te yayınlanan röportajını dikkatle okumakta yarar var. Annunzianta, GE’ye katıldığı günden bu yana inovasyon, teknoloji ve bunların ekonomi üzerindeki etkisi üzerine kafa yoran, endüstriyel internete dair iki rapora imza atan bir isim. Annunzianta, bu iki bölümlük röportajda akıl ve makine ilişkisinin tarihine, geleceğine ve yeni inovasyon dalgasına nasıl hazırlanabileceğimize dair düşüncelerini paylaşıyor.

Akıl ve makine ilişkisinin tarihine baktığımızda sizce en önemli dönüm noktaları nelerdi ve şu an evrim sürecinin hangi noktasındayız?

Akıl ve makine arasındaki ilişki muhtemelen insan evriminin en belirleyici özelliklerinden biridir -hızın evrimi ve ekonomik büyüme açısından en etkilisi olduğu mutlaktır.

Bana göre, evrim sürecinin üç temel aşaması var -şu anda üçüncü aşama gerçekleşiyor.

İlk aşama tarımda daha güçlü araçların kullanılmaya başlanması oldu. O zamana dek tarım insanoğlunun ekonomik gelişimin temeli konumundaydı. Araçların devreye girmesi, akıl ve makine arasındaki ilişkide köklü bir değişim yarattı. Teknoloji iş yükünü hafifletmek için kullanılmaya başlandı. Bu durum, kaygı verici bir şey olarak görülmüyordu.

İkinci aşama, sanayi devrimi, sanayide daha güçlü makinelerin kullanılmaya başlanması ve ardından gelen otomasyon dalgaları oldu. Bu aşama da, insanların gerçekleştirdiği zor işlerin bazılarından kurtulmak açısından ilk aşamaya benziyordu. Tarımda makine kullanımı da tabii ki önemliydi ama verimlilik artışını ortaya çıkaran, ekonomiyi büyüten, yaşam standartlarını iyileştiren asıl etken sanayi devrimi oldu.

Şu anda evrim sürecinin, makinelerin bilgi ve bilişim alanlarında da bize nasıl yardımcı olacağını öğrenmeye başladığımız üçüncü aşamasında olduğumuza inanıyorum. Artık makineleri sadece fiziksel yüklerden, zorlu işlerden kurtulmak amacıyla kullanmıyoruz. Günümüzde birçok görevi bizden çok daha hızlı ve isabetli bir şekilde yapabilen makineler bize entelektüel alanda da yardımcı oluyor. Sanırım bu aşama da, bizi akıl-makine ilişkisinde yepyeni bir boyuta taşıması açısından yıkıcı olacak ve dolayısıyla da hızlı ekonomik büyüme sürecini ortaya çıkaracak.

Akıl ve makine arasındaki ilişki muhtemelen insan evriminin en belirleyici özelliklerinden biridir…

Önceki aşamalarla karşılaştırıldığında, günümüzdeki akıl ve makine ilişkisinin yeni boyutları nelerdir? Bu dönüşümün gerçekleşme biçiminde önemli farklılıklar var mı?

Bence ilginç olan, akıl-makine ilişkisinin çelişkilerle dolu olması. Her zaman için korkuyla karışık bir umut faktörü söz konusu. Makineleri kullanmayı ve makineleri sevmediğimiz işleri yapmak için kullanmayı seviyoruz ama bir yandan da içgüdüsel olarak makinelerin bizim yerimizi almasından, bize hizmet etmemeye başlamalarından korkuyoruz. Bu kaygılar evrimin ilk dalgasında -tarım- muhtemelen bu kadar güçlü değildi, ancak sanayi devrimi sırasında somut bir şekilde ortaya çıkmaya başladı. Bununla birlikte, her iki aşamada da akıl ile makine arasında bir kıyaslama yapılması söz konusu değildi. Her iki kavram arasındaki sınır net bir şekilde çizilmişti. Evrimin şu andaki dalgasında ise bu çizgi bulanıklaşmaya başladı. Veri madenciliği, bilişim ve nihayetinde yapay zekânın -ve bir ölçüde robotların- gelişimiyle birlikte, makinelerin entelektüel görevleri de üstlenme olasılığından söz eder olduk. Beni ele alalım. Bir ekonomist olarak küresel ekonomik verileri takip ediyorum. Süper bilgisayarlar ve makineler tonlarca ekonomi ile alakalı veriyi tarayarak, çeşitli değişkenlere bağlı ekonomik öngörülerde bulunabilir. Yani, makineler birdenbire yepyeni bir hareket alanı buluyor. Evrimin bu aşamasının en ilginç ve farklı yanı, bizi insanı özel kılan şeyin ne olduğuna dair daha derin ve karmaşık sorular sormaya zorlaması. Bu sadece felsefi bir soru değil, aynı zamanda ekonomik bir soru. Bu soru, bizi “Devrimin, makinelerin giderek daha zekâ gerektiren ve entelektüel görevler üstlendiği üçüncü aşamasında akıl ve makine arasındaki en sağlıklı işbölümü nedir?” sorusuna götürüyor. Luddite’lerin (Teknolojik gelişime ve yeniliğe karşı çıkanlar) yapay zekâ konusunda kaygılanmasına gerek yoktu. Bizim ise var.

Bu yeni ilişki kısa vadede, örneğin 2030 ya da 2050 yılında, ne tür gerçekçi endüstriyel ekonomik fırsatlar sunabilir?

Bu güzel bir soru. Bence bu yeni aşamanın ekonomik potansiyeli hafife alınıyor. Bunun nedeni kısmen sürecin çok başında olmamız kısmen de uzun bir küresel finans krizinden ve küresel ekonomik durgunluktan yeni yeni çıkıyor olmamız. Piyasalarda bir karamsarlık havası hâkim. İnsanlar büyüme hızının hâlâ çok düşük olduğunu, akıl ve makinelerin bu yeni ilişkisinin pek fazla ekonomik fırsat sunmadığını düşünüyor. Bense çok farklı düşünüyorum. Bence, veriler ve sensörler aracılığıyla daha akıllı endüstriyel makineler ve tedarik zincirleri kurarsak daha verimli ve üretken bir ekonomiye kavuşuruz. Bu da ekonominin büyümesini ve istihdamın artmasını sağlar. Bu verimlilik artışı, bir anlamda bir önceki dalgadan (sanayi devrimi) pek de farklı değil. Tek fark artık donanımların ne zaman ve neden sorun çıkaracağını öngören yazılımlara sahip olmamız ve bu sayede arızalara ortaya çıkmadan müdahalede bulunmamız, nasıl bir planlama yapacağımızı bilmemiz ve üretimdeki kesintileri ortadan kaldırmamız.

Bu yeni ilişki dalgasının en güçlü özelliği küresel akıldır. Küresel akıl, akıl ve makine arasında en yoğun etkileşimin ve işbirliğinin yaşandığı alandır. Bunun nedeni, bilgisayarların becerilerini kullanan insanın şu anda makinelerin insanların birbirleriyle bağlantı kurmasını sağlama becerisini de kullanmaya başlaması. Yazılım geliştirme süreci bir süredir devam ediyordu. Sanayide yazılım kullanımı ise henüz çok yeni. Yeni olmakla birlikte oldukça da etkili. Sanırım önümüzdeki 20-30 yıl içerisinde, şirketlerin ve devletlerin insanların açık inovasyonu güçlendirecek ve fikri mülkiyeti koruyacak şekilde işbirliği yapmasını sağlayacak doğru teşvik yapılarını bulmasıyla birlikte bu süreç çok daha hızlanacak. Son bir nokta da ileri imalat tekniklerindeki ilerlemeler. Akıl-makine etkileşiminin bu yeni aşamasının evriminin bir başka boyutu olan bu durum da farklı bir güce sahiptir. Bu teknikler sizin -siz derken mühendisleri, bilim insanlarını, makinelerin düşünen beyinlerini kast ediyorum- üzerine sensörler monte edilerek akıllandırılan ürünler yerine, baştan akıllı bir şekilde tasarlanan ürünler geliştirmenize olanak tanıyor. Bence, bu da önümüzdeki 20 yıl içerisinde çok büyük ilerlemelerin yaşanacağı alanlardan biri olacak.

Bence, veriler ve sensörler aracılığıyla daha akıllı endüstriyel makineler ve tedarik zincirleri kurarsak daha verimli ve üretken bir ekonomiye kavuşuruz…

Birçok anlamda bu yeni inovasyon dalgasının başındayız. Bu dönüşümün ne kadar zamanda tamamlanmasını bekliyorsunuz? Bu dönüşümü tamamlamak için ne yapmamız gerekiyor?

Sanayi devriminin tam anlamıyla yayılması 100-150 yıl sürdü. Şu anki inovasyon dalgasının doruğuna ulaşmamız daha da uzun sürecek. Çünkü sanayi devriminden çok daha karmaşık bir evrim söz konusu. İşe yıllar önce bilgisayarın icadıyla başladık ancak bence bu dalganın tepesine ulaşmamız 50-100 yıl daha sürecek. Bunu derken, önümüzdeki 5-10 yıl içerisinde anlamlı bir şeylerle karşılaşmayacağımızı söylemiyorum, karşılaşacağız. Ancak sözünü ettiğimiz üç boyutlu baskı, dört boyutlu baskı gibi inovasyonlar, ilginç uygulamalara imza atılması anlamında henüz çok yeni. Önümüzde uzun ve verimli bir yol var. Bu noktaya ulaşmak için yapılması gereken farklı şeyler söz konusu. Bunların en bariz olanlarından biri -hem fiziksel hem de dijital anlamda altyapı yatırımları. Ancak bana sorarsanız, atılması gereken en önemli adım eğitim. Kriz öncesinde -başta gelişmiş ekonomiler olmak üzere- ne okuduğunuzun önemi olmadığına dair bir düşünce vardı. Hangi okuldan mezun olursanız olun iyi bir iş bulur ve hayatınız boyunca yüksek maaş almaya devam ederdiniz. Ancak, makinelerin verileri değerlendirme gücü arttıkça, insanların makinelerle rekabet edebilmek amacıyla edinmesi gereken becerilerin de önemi arttı. Yani STEM (bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik) alanlarında çıta yükseldi. Eğitim sisteminin bunların yanı sıra yaratıcılık, esneklik ve uyum yeteneği alanlarına da odaklanması gerekiyor. Bir başka ifadeyle, inovasyonun bu yeni aşamasına adapte olabilmemiz için aklın hep makinelerden önde olması gerekiyor.

Bu röportaj The Economist GE Look Ahead’de yayınlanmıştır.

Yorumlar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir