120 yıl yaşasaydık nasıl olurdu?

12 Şubat 2016

Ortalama yaşam süresi artık sınırları zorlamaya başlıyor. Bu gelişme ile birlikte büyük toplumsal değişimler de bizi bekliyor.

Kabul ediyoruz, 120 yıl yaşamak ölümsüz olmakla eş değerde değil. Ama yine de en az 30-40 yıl fazladan yaşama olasılığımız, akıllara yaşayacağımız bu uzun hayatla ilgili birtakım sorular getiriyor. Mesela sosyal yaşamlarımızı ve kariyerimizi nasıl yapılandıracağımız, ailelerimizi nasıl planlayacağımız ve sağlığımızı nasıl yöneteceğimiz?

Bu sorulardan biri ve belki de en önemlisi; bu kadar uzun bir yaşamın sağlıklı bir şekilde sürdürülüp sürdürülemeyeceği.  İşte bu soruyu, insanların daha uzun süre sağlıklı kalabileceği bir dünyanın yaratıcısı tıp bilimi ve teknolojilerindeki gelişmelerle cevaplayabiliriz.

Sensör tabanlı giyilebilir teknolojiler, gerçek zamanlı analizler için sağlıklı verileri üretilmesini ve iletilmesini mümkün kılacak. Bu gibi teknolojiler, tıbbi durumların takip edilmesine yardımcı olurken aynı zamanda hastalık belirtilerine hatta belirtiler ortaya çıkmadan hastalığa karşı uyarabileceğini bir sürecin önünü açacak.

Bu gelişmeler ile insanların 120 yaşına kadar sağlıklı yaşamalarının önündeki engellerin kalkması, yaşamın diğer alanlarını da önemli etkileri olacak; eğitim, çalışma, aile kurma ve emeklilikten oluşan geleneksel yaşam aşamaları yeniden şekillenecek.

1

Profesör Carstensen’in bu konu ile ilgili görüşünü şöyle dile getiriyor:  “Ebeveynlik, insanların hayatlarının küçük bir kısmını kapladığı dönem haline gelecek” diyor. Böylece yaşam süresinin 120 yıla çıkmasıyla birlikte insanların çocuk yetiştirmeye ayırdığı sürenin daralacağını öngörüyor. Ayrıca insanlar daha uzun süre yaşadığında, daha çok aile üyesinin çocukların yetiştirilmesine katkıda bulunabileceğini ekliyor. “Ebeveynlik rolünün yanı sıra, büyük baba ve büyük anne, hatta onların anne ve babalarının (büyük büyük anne ve baba) da çocuğun yetiştirilmesine katkıda bulunması mümkün hale gelecek” diyor. Bütün bunların toplamında, aileler ve aileleri oluşturan etmenler için yeni normlara ihtiyacımız olacağını söylüyor.

Yaşam süresinin uzamasının finansal yükleri de artıracağı bir gerçek. 120 yaşın norm haline gelmesi durumu, hem bireyler hem de politika üreticileri tarafından dikkatli planlamalar yapılmasını gerektirecek.  Nasıl mı olacak? Devlet, emeklilik planlarını bu norma uyarlamanın yolunu arayacak.

Birincil kariyerlerini tamamlamış veya tamamlamasına az kalmış olan insanların kamu hizmetine dahil olmalarına yardımcı olmak üzere ABD’de faaliyet gösteren Encore.org’un Başkanı Ann MacDougall’ın bu gereklilikle ilgili fikri bu tür bir emeklilik desteğini uzatmanın sürdürülebilir olmadığı yönünde.

Aynı zamanda yaşam süresinin uzamasıyla insanların, birden çok kariyer düşünmeleri gerekeceğini, bazılarının kurumsal dünyada edindikleri deneyim ve bilgileri sosyal sorunların çözümüne katkıda bulunmak üzere kullanmak için kâr amacı gütmeyen sektöre  geçebileceklerini de savunuyor.

Bu da büyük kısmı yaşamın başlarında gerçekleşen eğitimin sürekli bir süreç haline gelmesi anlamına geliyor. MacDougall: “Doğru şekilde yapılırsa, bu nüfusun yeni çalışma dönemine yönelik yeni beceriler kazanmasını ve yeniden yönlendirilmesini sağlayabiliriz” diyor.

Ancak, birçok uzman daha uzun yaşamanın sadece mutluluk, sağlık ve huzur ile birlikte olduğunda insanların isteyebileceği bir şey olduğunu belirtiyorlar. Örneğin; UCSF Tıp Fakültesi Profesörü Dr. Cynthia Kenyon, National Geographic’in Breakthrough dizisine kısa süre önce verdiği röportajında “İşin asıl zor yanı bu noktada devreye giriyor: Yaşlılıkta yaşam kalitesini arttırabilecek bir ürün geliştirebilir miyiz? Amaç bizi ölümsüz kılmak değil, çok sağlıklı, güzel ve uzun bir ömür sürmemizi sağlamak” diyor.

Tabii ki ilaç geliştirme uzun yaşamanın istenilebilir hale getirilmesindeki ilk aşamayı oluşturuyor.  Bu yüzden Stanford Uzun Ömür Merkezi’nde gerçekleştirilen araştırma; akıl, mobilite ve finansal güvenlik olmak üzere üç alanda organize edildi. Profesör Carstensen bu organizasyonun gerekliliğini şu cümleleri ile açıklıyor:  “Bunları bir taburenin üç ayağı olarak kabul ediyoruz. Bu üç ayaktan biri olmazsa, tabure devrilir

Belki biz, belki torunlarımız ama gelişmeleri hep beraber göreceğiz.

Yorumlar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir