Dijitalleşmenin Geleceğin Çalışma Hayatına Etkileri – 2

16 Eylül 2019

Yazı dizimizin ilk bölümünde dijitalleşmeyle çalışma hayatında yaşanan değişimi özetlemiştik. İkinci bölümde ise konumuz, dijitalleşmenin çalışma hayatında yarattığı değişikliklerin, şirketleri nasıl etkilediği ve bu değişimin nasıl yönetilmesi gerektiği…

Herkese keyifli haftalar!

Değişimi Yönetmek

Değişimin hızı şirketlerin gerekli yetenekleri bulmasını ve kadrosuna katmasını güçleştiriyor. En uygun isimler kısa sürede rakipler tarafından işe alınırken, şirketler becerileri işin gereksinimlerine uygun olmayan isimlere yönelmek durumunda kalabiliyor. Ancak teknolojiden yararlanan akıllı şirketler bu sorunu aşmalarını sağlayan yenilikçi yöntemler geliştiriyor. Otomasyonun rutin işleri üstlendiği bir süreçte çalışanları daha verimli olacakları yaratıcı süreçlere yönlendirmek büyük önem taşıyor.

Kadro konusunda bir diğer önemli etken de çalışanların nereden geldikleri değil, ne kadar ilerleyebilecekleri. Bu konuda şirketler artık yapay zekâdan yararlanıyor. Yapay zekâ uygulamaları tüm çalışanların becerilerini ve uzmanlık alanlarını isabetli şekilde tespit edebiliyor. Bu doğrultuda boş pozisyonlar için kurum içindeki en uygun adayların belirlenmesi mümkün olabiliyor. Örneğin Accenture’de uygulanan “specialization at scale” programı çerçevesinde yapay zekâ programının çalışanların yeteneklerini yüzde 93 oranında doğrulukla belirlediği ifade ediliyor.

Yapay zekâ sistemleri ücretlendirme sistemleri konusundaki haksızlıkları ve önyargıları da aşabiliyor. Bu sayede geleneksel sistemlerde dezavantajlı konumda olan kadınlar ve azınlıklar da hak ettikleri ücretleri alabiliyor.

Her şeyin hızla değiştiği dijital çağda bu değişime ayak uydurabilmenin tek yolu eğitim ve sürekli gelişim olanakları. İşin iyi yanı yeni nesil çalışanların yeni becerileri edinmeyi istemesi ve başarması. Kötü yanı ise geleneksel eğitim yaklaşımlarının yetersiz kalması.

Accenture Danışmanlık ve Araştırma Şirketi’nin de belirttiği gibi, eğitime ve yeni becerilerin kazandırılmasına yapılan yatırımlar çalışanların değişen rollere daha kolay uyum göstermesini sağlayacak. Yapay zekâ ve artırılmış gerçeklik gibi teknolojilerde gerçekleştirilen inovasyonlar ve entegre öğrenim platformları çalışanların kendilerini geliştirmesini sağlarken şirketlerin de iş gücünün ihtiyaç ve hedeflerini daha iyi anlamasını sağlayacak.

Otomasyonun farklı mesleklere farklı etkileri olacak. McKinsey’e göre en olumsuz etkiler makine operatörleri ya da fast-food çalışanları gibi fiziksel emek gerektiren işlerde çalışanlar üzerinde görülecek. Veri toplama ve veri değerlendirme işleri de makineler tarafından daha hızlı ve daha başarılı bir şekilde yapılan işler arasında yer alıyor.

Ancak otomasyona geçilen alanlarda istihdamın azalmayacağını, çalışanların yeni görevler üstleneceğini özellikle belirtmek gerekiyor. Bu noktada da devreye çalışanların yeni beceriler konusunda eğitilmesi giriyor.

Oxford Üniversitesi tarafından gerçekleştirilen bir araştırmaya göre 1984-2014 yılları arasındaki dönemde mesleki bilgilerin “kullanım ömrü” 30 yıldan beş yıla inmiş durumda. 2014’ten bu yana daha da düşmeye de devam ediyor. Bu durum, yeni şeyler öğrenmeye hazır olmanın, bir alanda bilgi sahibi olmaktan daha önemli hâle geldiğini gösteriyor.

Eğitim programlarının bugünün ihtiyaçlarına cevap vermekle yetinmemesi, gelecekte ihtiyaç duyulacak becerileri öngörmesi ve çalışanları hazırlaması gerekiyor. Bu konudaki yenilikçi yaklaşım örneklerinden biri PayPal. Şirket, Udemy ile iş birliği içerisinde çalışanlarına kendi seçecekleri video derslere girme olanağı sundu. Bu sayede çalışanlar işlerinin gerektirdiği ve gerektireceği becerileri elde etmekle kalmadı, PayPal da en çok seçilen dersleri görerek çalışan profili konusunda önemli bilgiler edindi, hangi materyallerin daha başarılı olduğunu görebildi.

Ranstad tarafından gerçekleştirilen Workplace 2025: The Post-Digital Frontier araştırması, teknolojik inovasyonların çalışanların ihtiyaçlarını önemli ölçüde değiştirdiğini ortaya çıkardı. Araştırmaya göre, teknoloji çalışanların ihtiyaçlarını karşılayabiliyor. Örneğin insanlarla aynı ortamda güvenli bir şekilde çalışan iş birlikçi robotlar, verimlilik ve ürün kalitesinin yanında çalışanların esenliğini de artırıyor. Robotların tehlikeli ortamlarda gerçekleştirilen, sağlığa zararlı olabilecek maddelerin kullanıldığı süreçlerde insanların yerini alması, çalışanların sağlığına ve güvenliğine olumlu katkılarda bulunuyor.

Ancak şirketlerin, işin insani unsurlarının ortadan kalkmamasına da dikkat etmesi gerekiyor. Böyle bir yaklaşım yetenekleri bünyesine çekmek ve içeride tutmak, daha güçlü ekipler kurmak, pozitif bir kurum kültürü oluşturmak ve müşteri hizmetlerinin kalitesini artırmak açısından önem taşıyor.

Yapay zekâ ve makine öğrenmesi sistemleri kişiselleştirilmiş eğitim olanakları sunarken çalışanların bağlılığının isabetli şekilde ölçülmesini ve bu bağlılığın artırılması için neler yapılabileceğinin belirlenmesini de mümkün kılıyor.

Örneğin kredi puanlama şirketi FICO çalışan memnuniyeti anketleri yerine, sürekli bir şekilde gerçekleştirilen ve yapay zekâ aracılığıyla analiz edilen anlık anketlere yöneldiğinde, çalışan bağlılığının %11 arttığını tespit etti.

Bu konuda kullanılan bir diğer yöntem de duygu analizi. Çalışanların yazışmaları ve e-postalarının makine öğrenmesi sistemiyle analiz edilmesi, çalışanların duygularının ve hayal kırıklıklarının farkına varılmasını ve bu doğrultuda harekete geçilmesini sağlıyor.

Eğitim sürecinde çok daha geniş olanaklar sunabilen ve daha kapsayıcı bir ortam yaratan genişletilmiş gerçeklik gibi teknolojiler, uzaktan çalışma konusunda da şirketlere ve çalışanlara avantaj sağlıyor. Örneğin BMW, araç tasarımında sanal gerçeklik teknolojisinden yaralanıyor. Bu sayede çalışanlar arabaları diledikleri yerde tasarlayabiliyor.

Dijitalleşen iş dünyasında yaşanan sorunlardan biri de yazımızın başında vurguladığımız gibi bilgi yönetimi. Çevik ve verimli davranmanın yolu doğru bilgiye en kısa zamanda ulaşmaktan geçiyor. Mevcut bilgi yönetimi stratejileri çalışanların bilgi kaynaklarını arayarak bulmasını gerektiriyor. Ancak dijitalleşmeyle birlikte bu durum da değişiyor. Makine öğrenmesi sistemleri farklı birimlerde, farklı lokasyonlarda üretilen tüm bilgileri derleyerek herkesin erişimine sunuyor.

Bunlar organizasyon bünyesinde yaşanan dönüşümlerin en önemlileri. Ancak dijital çağın getirdiği yeni çalışma şekilleri de var.

Bunların biri “talep üzerine çalışan”. Organizasyonlar artık sözleşmeli ve kadrolu çalışanlar yerine, gerektiğinde yararlanabileceği çalışanlara yöneliyor. Çalışanlar da kendileri açısından uygun zamanlarda ve koşullarda çalışabiliyor. Bunun en somut ve popüler örneği Uber. Uber sürücüleri diledikleri zamanlarda sisteme dâhil oluyor, dilerlerse çalışmamayı seçebiliyorlar.

GE’nin 20 milyona yakın bağımsız profesyoneli bir araya getiren Geniuslink platformu, şirketlerin ihtiyaç duydukları yeteneği anında bulmasını ve yaşadığı sorunlara ortak akıl yoluyla çözüm getirmesini sağlıyor. 21. yüzyılın iş birliği modeli olarak adlandırılan Geniuslink, bir şirketin toplam değeri 800 milyon dolar olan birkaç fırsat yakalamasını ve satışlarını %117 artırmasını sağladı.

Dijitalleşmenin getirdiği bir diğer yenilik ise kitleler, topluluklar ve platformlar. Zorlu sorunların çözümü en yetenekli isimleri bir araya getirmeyi gerektiriyor. Ve bu yetenekler her zaman kurum içerisinde bulunamıyor. Hackathon ve inovasyon yarışmaları gibi yöntemler aracılığıyla kitlenin yaratıcı gücünün en verimli şekilde açığa çıkarılması mümkün olabiliyor.

GE’nin Fuse platformu yeni ürünler ve teknolojiler geliştirmek üzere dünyanın en parlak beyinlerini bir araya getiriyor. GrabCAD ve Kaggle gibi mühendislere ve veri bilimcilere yönelik işbirliği platformları da uzmanların küresel beyinden faydalanmasına olanak tanıyor.

Endüstriyel nesnelerin internetine öncülük ederek çalışma hayatında büyük dönüşüme yol açan GE, bu dönüşümü kendi bünyesinde de uyguluyor. Herkesin belirli saatlerde belirli işleri gerçekleştirdiği geleneksel, hiyerarşik modelleri terk eden GE, kurduğu esnek, proje bazlı ekiplerle verimliliği, inovasyonu ve hızı artırıyor. Bu model şirketlerin karşı karşıya olduğu en büyük problemlerden biri olan yetenek sıkıntısını da aşmaya yarıyor.

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir