İnsana Rağmen Değil İnsanla Birlikte İlerleyen Teknoloji – 2

Geçen hafta, “İnsana Rağmen Değil İnsanla Birlikte İlerleyen Teknoloji” yazımızın birinci bölümünde çalışma tarzındaki dönüşümü incelemiştik ve küresel iş gücünün artık proje odaklı ve kendini yöneten ekiplerden oluşmaya başladığını belirtmiştik.

Firmaların bu dönüşüme nasıl tepki vereceği de Accenture’ın sıraladığı beş trend ile gözler önüne seriliyor.

v1

Akıllı Otomasyon

Akıllı otomasyon, yapılan işleri insanlardan makinelere devretmenin çok ötesinde bir anlam taşıyor. Yapılması gereken bu iki faktör arasında bir iş arkadaşlığı kurmak. Böylece sistemler, veriler ve insanlar bir araya gelerek işleri çok daha verimli ve farklı bir şekilde yapabilecek. Ve tabii bulut teknolojisi bu dönüşümün tam kalbinde yer alıyor. Bulutun sunduğu fırsatlar şirketlerin iş yapma tarzlarında kökten bir değişikliğe imkân sağlıyor. Sonuçta daha iyi bir işbirliği, daha sıkı bir yönetişim, daha yüksek üretkenlik, daha hızlı karar alım süreci ve daha iyi, daha hızlı çıktılar ve idari faaliyetler yerine stratejik uygulamalara odaklanan ekipler elde ediliyor.

Raporda aktarılan örnekte Workday’in eş güdümlü finans ve İK uygulaması, işi çalışanlarla ilgili veriler ve mali bilgiler olmaktan çıkartıyor, idarecilerin verileri daha kolay analiz etmesini, iş amaçları için kullanılan programların geliştirilmesini ya da değiştirilmesini sağlıyor. Bu sayede işe alım kararlarının, satış hedeflerinin ve performans ölçümlerinin etkilerini tek bir çözüm üzerinden görebiliyor ve dijitalleşmenin gerektirdiği hızda doğru programların uygulanması sağlanıyor.

v2

Akışkan İş Gücü

Küresel Vizyon 2016 raporu iş gücünde ciddi değişimler öngörüyor. Buna göre;

1. Freelance çalışan sayısında büyük bir artış yaşanacak.

2. Önümüzdeki 10 yılda Küresel 2000 listesinde üst düzey idareciler dışında tam zamanlı hiçbir çalışana sahip olmayan bir şirket göreceğiz.

3. 2020 yılında sadece ABD’de iş gücünün yüzde 43’ü (60 milyon çalışan) freelance olacak. Bu sayı 2015 verisinin yaklaşık dört katı.

Rapor, öne çıkan bu freelance çalışanları “akışkan iş gücü” olarak tanımlıyor. Fakat bu iş gücünü geleneksel yöntemlerle oluşturmak ve idare etmek zor olacak. Çabuk değişen iş taleplerini karşılamak için işe alımdan eğitime, işgücüne dair her aşamada esneklik gerekiyor. Şirketlerin öncelikle yapması gerekenlerse; aradıkları nitelikleri, çalışanları kendine çekme, işe alma ve onları eğitme yöntemlerini net bir şekilde tanımlamak.

İş yapma tarzı, proje temelli bir deneyime dönüştükçe, şirketlerin kimin hangi niteliğe sahip olduğunu, kimi hangi projeye kaydırabileceğini bilmesine yönelik ihtiyaç da artıyor. Peki bu bilgiye nasıl ulaşılacak? Rapora göre çözüm bulutta çünkü gerekli etkileşimi, otomasyonu, kavrama yeteneğini ve kayıt tutma becerisini ancak bulut teknolojisi karşılayabilecek.

Dahası çalışanların hızlı uyum sağlamaları için de bulut vazgeçilmez imkânlar sunuyor. Bulut temelli uygulamalarla çalışanlar idari niteliklerini geliştiriyor, ancak bu uygulamalar sadece İK yöneticilerini değil bütün çalışanları hedef alıyor.

Platform Ekonomisi

Hemen hemen her sektörde teknolojiden faydalanan liderlerin birkaç adım öne geçtiği artık reddedilemez bir gerçek. Yeni teknolojik platformlar bu durumda temel bir görev yerine getiriyor ve bu platformların önünü açtığı yeni iş modelleri ve ekosistemler ciddi bir küresel makroekonomik değişim yaratıyor. Ancak platform temelli çözümleri karmaşık operasyonel ihtiyaçlar için kullanmaya dönük bu mantık kendine mikro seviyede de yer buluyor kuşkusuz.

Eski usul önce iş ihtiyacını belirleme ve sonra çalışan havuzuna yönelme mantığı yerine Workday adayların ihtiyacını, yöneticilerin işe alımını, işe alım ajansı ile yöneticilerini ve İK departmanını tek bir teknolojide bir araya getiriyor. Workday kullanıcıları kurdukları yetenek havuzunu geleneksel harici ve dahili kanallardan, LinkedIn, Glassdoor, Facebook, Indeed.com gibi sosyal medya entegrasyonuna kadar çok farklı kaynaklardan besliyor, bu havuz üzerinden iş görüşmeleri ve işe alımlar yapabiliyor.

v3

Ezber Bozan Değişim

Dijital ekosistemler iş yapış düzenlerinde ezber bozan kökten değişimler getiriyor. Bünyelerinde barındırdıkları yeni iş modelleriyle birlikte pazarlar arasında köprü kuruyor, endüstri haritalarını yeniden çiziyorlar. Ancak “on-premise” dünyadan “on-demand” yazılım kullanma modeline geçiş, büyük şirketlere bu ezber bozan değişimin mağduru olma değil, onu kontrol etme imkânı sunuyor. Ve bu imkânda bulut teknolojisi temel bir rol oynuyor. Zira çok müşterili bir bulut ekosisteminde bir topluluğun gerçek zamanlı parçası olarak hareket etmek, şirketlere bu değişimi öngörme ve buna yön verme fırsatı yaratıyor.

Dijital Güven

Dijitalleştikçe kaçınılmaz bir şekilde artan bir kaygı var: Güvenlik. Accenture, işler dijitalleştikçe artan risklere çözüm olarak “güven”i gösteriyor. Ancak bu güven sadece güvenlik kaygısına değil, müşteri ve çalışan verilerinin işlenmesindeki mahremiyet ve etik sorunlarına da hitap ediyor.

Evet, bulut teknolojisinin güvenlik riskleri barındırdığına dair genel bir yanlış kanı var. Oysa şirketler güvenlik kaygılarını karşılamak için buluta yöneliyorlar. Bulut temelli çözümlerin temelinde de müşterilerin güveni yatıyor. Zaten ancak bu güven sağlanabilirse bulutun bütün değer zincirinde kullanımının önü açılabiliyor.